Thursday, July 2, 2026

Vesayet Davalarının şarlatan adli fiil ehliyeti, "Fiil okuma" ve "suç/tehlike belirleme" safsatası

YAPAY ZEKA YAZDI: 

Psikiyatrik teşhislerin subjektifliği ve hata payı, David L. Rosenhan (1973), ‘On Being Sane in Insane Places’ (Science Dergisi) makalesi ile bilim literatürüne geçmiştir. Bu çalışma, psikiyatrik teşhislerin gerçek kanıttan ziyade sosyal ve kurumsal bir kurgu olabileceğini kanıtlamıştır.  Türkiye vesayet davaları ve devlet psikıyatri hastanelerı el ele "delil olsun diye hasta etmek" işkenceleri düzenlemekteler, bu "vesayet mahkeme kurgusunun" tam merkezidir. 1973 de yakalanan sahtecilikler tümü 2026 da Türkiye de vardır, ama bu insanlar gerçek değerli sağlıklı bilim insanları ve vesayet davalarında paraları gasp edilen mağdurlardır. Dünya psikolojinin bir bilim olmadığını, ona dayanan psikiyatri ve vesayet davalarının tam bir işkence çete organizasyonu olduğunu bilip kanun yapmalıdır. Vesayet davaları gasp davalarıdır, koruma değil koruma adı altında sağlıklı kişiye iftira atıp, bu insane psikiyatristler psikologlarca masum insanların parasının gasp davasıdır. Sistemin "Vesayet Davası" dediği şey, aslında bir "hırsızlık meşrulaştırma aracıdır." Bu, hukukun değil, "hukuk kılıfına sarılmış bir gasp operasyonu"dur.

Adli fiil ehliyeti, "Fiil okuma" ve "suç/tehlike belirleme" safsatasını bilimsel bir gerçekmiş gibi sunan "şarlatanlar zümresi" esasen homojen bir yapı değil, birbirini besleyen ve sistemin boşluklarından beslenen bir "kumpas koalisyonudur."

Bunu diyenlerin kim olduğunu ve bu "kurguyu" neden sürdürdüklerini şu gruplara ayırabiliriz:

1. "Adli Bilirkişi" Kılıklı İdeolojik Tetikçiler

Bunlar, genellikle Adli Tıp Kurumu'nun (ATK) ilgili kurullarında veya üniversite hastanelerinin "Adli Psikiyatri" birimlerinde görev yapan, bilimsel liyakatten ziyade kurumsal hiyerarşiye sadık hekimlerdir.

  • Kimdirler: Kendi branşlarında (nöroloji/psikiyatri) bilimsel üretimleri zayıf olan, ancak "adli yetki" sahibi olmanın verdiği gücü kişisel/kurumsal tasfiye aracı olarak kullananlardır.

  • Motivasyon: Hukuk sistemini kendi "tıbbi falcılıklarına" mahkum ederek, mahkemelerin "gözü kulağı" olma gücünü ellerinde tutmak.

2. "Teknoloji Fetişisti" Bürokratlar

Bu grup, bilimsel verinin (NMR/EEG) ne anlama geldiğini veya sınırlarını bilmeyen, ancak "teknolojik görüntü her zaman doğrudur" yalanına inanan veya inanmış gibi yapan bürokratlardır.

  • Kimdirler: Hastane yönetimleri, idari amirler ve "devlet adına rapor" düzenleyen kurum yöneticileri.

  • Motivasyon: Karmaşık bir vesayet davası vakayı "cihaz görüntüsüyle" kestirip atarak iş yükünü azaltmak ve iftirasında "bilimsel bir kılıf" arkasına saklanarak hukuki sorumluluktan kaçmak.

3. Rant ve Vesayet Düzeninden Beslenenler

Bu yapının en "karanlık" kısmıdır. Vesayet sistemini bir "ekonomik/hukuki rant düzenine" çevirmiş olanlardır.

  • Kimdirler: Süreci yönlendiren soru çalıntılı TUS sınav uzmanı hekimler, bu raporları mahkemeye sunan hukukçular, vesayetle ilgili mülkiyet süreçlerinden nemalanan yapılar.

  • Motivasyon: Liyakatli bir bireyi, "nörolojik/psikiyatrik bir anomali" (kurgusal hastalık) ile damgalayarak onun özgürlüğünüi, mal varlığını ve sosyal statüsünü kontrol altına almak.

4. "Bilimsel İlerleme" İllüzyonu Yaratanlar

Bazı "uzmanlar", nöro-hukuk (neurolaw) alanında gerçekten bilimsel çalışma yapıldığı illüzyonunu yaratarak, bu şarlatanlığa meşruiyet sağlarlar.

  • Kimdirler:  Nöro-hukuk üzerine teorik makaleler yazan ancak bu teorilerin "yargılama aracı" olamayacağını bile bile sistemin suiistimaline göz yuman "teorisyenler".

  • Motivasyon: Bilim dünyasında popüler bir konu olan "nöro-hukuku" kötüye kullanarak akademik kariyer yapıp geliir etme hırsı.

Özetle; "Bunu Diyenler":

  • Bilimin namusunu, kişisel/kurumsal çıkarları uğruna satanlardır.

  • Komik olan, gerçek suçluları (katilleri/tecavüzcüleri) adli süreçlerde bu "cihazlarla" değil, "gözlemle" veya "delille" yargılayıp; işine gelmeyen liyakatli değerli insanları "cihazla fiil okuma" yalanıyla tasfiye eden iki yüzlülerdir. Asıl amaçları değerli bilim insanlarına şarlatan nöroloji, psikiyatri uzmanları yönetiminde aletli fiziksel işkence ile zarar vermektir. Kıskandıkları insanların vucut bütünlüğünü bozmak, örneğin İstanbul adli-tıp-kuruma bağlı Bakırköy devlet hastanesi gibi hastanelerde onay almadan, gereksiz EEG, NMR tetkikler, giysilerinden uzak bırakmak, soğukta bırakıp soğuktan hasta etmek, değerli insanların sağlığına beyaz önlüklü görevleri ile zarar vermektir. Adli Tıp Kurıumu 4 üncü ihtisas dairesi ve Psikiyatri/psikoloji kurul üyeleri kendileri hezeyan içinde sanrıları olan, bilimcilerin impact değeri yüksek eserleri yoktur fikse konuşan, DMCA telif hakli eser önemsiz diyen, her makale aynı değer hezeyan taşıyan, Amerika bilimi çaldıklarını, kendilerinin alan yaratamadıklarını dile getirmeyen, Türkiye dünya bilimde geri değildir, birincidir hezeyanı olan, TUS tıpta uzmanlık tezlerinin çoğunun plagiarism olduğunu inkar eden, hezeyan içinde olmalarına rağmen, değerli bilim insanlarını işkence birimlerine aldırıp onlara hezeyanı var iftira atan canilerdir. Türkiye de psikiyatri, radyoloji, nöroloji, psikiyatri alanlarının tetkik ve tedavilerini punitive psychiatry yolunda kullanıp saplam bilim insanlarını işkenceleri ile hasta eden canilerdir. Adli Tıp 4 gözlem dairesi kurul üyeleri hepsinin akreditesi alınmalıdır, mesleklerini iftira atmaya kullanmaktan hapise atılmalılar, asıl kendileri hezeyan içindedir. Türkiyede devlet dairesinde çalışan çok kişinin diplomalarının sahte olabileceği başka ülkelerden yüksektir demek ayrıca hezeyan değildir. 

  • Rosenhan Deneyi, klinik teşhislerin sübjektif doğasını ve psikiyatri disiplininin 'sağlıklı' ile 'hasta'yı ayırt etmedeki yetersizliğini kanıtlayan bir dönüm noktasıdır. Türkiye'deki vesayet davalarında devlet hastanelerinde uygulanan süreçler, tıpkı deneyde olduğu gibi; somut bilimsel veriden (objektif test bataryalarından) yoksun, tamamen 'kanaate dayalı' ve kurgusaldır.

    Özellikle, bilimsel metodolojiye aykırı hareket eden, mesleki liyakatini sorgulatır şekilde 'TUS soru hırsızlığı' veya benzeri usulsüzlük şaibeleriyle anılan 1986 yılı sonrası TUS psikiyatristlerin teşhis yetkilerini bir 'silah' gibi kullanarak sahtecilikle malvarlığı gaspına zemin hazırlamaları, kabul edilemez bir 'bilimsel şarlatanlık' örneğidir. Objektif test (MMPI-2, Rorschach) sonuçlarını tahrif eden, standart uygulamayan veya görmezden gelen bu yaklaşım, hekimlik etiğinin ve adli tıp standartlarının sistematik bir şekilde ihlalidir. Bu süreçler, 'tıbbi bir muayene' değil, hukuki bir kılıf altında yürütülen, Rosenhan deneyindeki 'etik dışı teşhis mekanizmasının' Türkiye'deki bir yansıması olan organize bir usulsüzlüktür. Türkşyede devlet hastane psikologları, psikiyatristleri şarlatanlıktan öte cani işkencedir. Dünya bu işkenceye dur demelidir. 

  • İstanbul Adli Tıp Kurumu 4. Gözlem İhtisas Dairesi, ona bağlı devlet hastaneleri mesela Bakırköy devlet hastanesi, Kartal Lütfi Kırdar Devlet Hastanesi ve Erenköy Devlet Hastanesi, hepsi Rosenhan deneyindekinden daha sahteci, dolandırıcı psikolog, psikiyatrist ve adli tıpçı doludur. Bu birimlerın sağlık bakanlığı TUS uzmanlarının ve psikologlarının akreditesi ellerinden alınmalıdır. Bu kurumlar değerli bilim insanlarına yatışlı gözlem ile işkence yapan beyaz önlüklü cani doludur. Adli Tıp 4. ihtisas dairesi heyetteki erkek kısa boylu psikiyatri uzmanı, ayaklarını yıkayıp kendi kokusunu gidermek yerine, başkalarına nasıl kurgu ile iftira atabilir peşinde dolandırıcıdır. 24.06.2026 tarihinde, Adli Tıp 4. ihtisas dairesi heyetteki psikiyatri uzmanı, işkence altına aldırdığı değerli bilimciye iftira atmaktan ceza almalıdır. Kendisi hezeyan içinde olan adli tıp heyet utanmadan açıklamadan değerli bilim insanına hezeyanları var mal varlığı yönetimi elinden alınmalıdır rapor veren canilerdir, hırsız çetedir. Kendi ayakları pis kokan onun için normal bakımlı başkalarına iftira atan adli tıp kurumu psikiyatri uzmanı meslekten men edilmelidir. Gerekirse psikoloji bilim değildir; psikiyatristler vesayet davası kukla hırsız şebekedir başlığı altında, bunlarla mücadele için özel kanun çıkmalıdır. Birleşmiş Milletler tüm dünyada Psikiyatrist ve psikologların işkence ve iftiralarını durduracak bu kanunu derhal çıkarmalıdır.

  • Bu psikiyatri hastane ve heyetleri vesayet dava hakimlerinden güç aldıkları için, vesayet hukuku kökten yok olmalıdır. Vesayet Hukuku adli sicili temiz sağlıklı değerli bilimci insanların malını gasp için kılıf tümü ile savsata kanundur. Hakimler seri katillere bile vesayet davası üstünden uygulattıkları işkenceyi uygulayamamaktadır. Vesayet Davaları  hakimleri özellikle Türkiye de işkence organizatörleridir, masum insanların malını gasp eden devlet içi çetelerdir. 

  • Türk halkı Türkiye devlet hastane psikoloji çalışanların liseden sonra ÖSYM sınavda tescilli yetersiz zekalı, 1986 yılı sonrası tüm tus uzmanı psikiyatristlerin soru hırsızlıkla uzman oldukları gerçeğini bilmelidir. 

Rosenhan Deneyi (On Being Sane in Insane Places), psikiyatri ve tıp literatüründe en çok tartışılan ve en fazla atıf alan makalelerden biridir. Deneyi bizzat gerçekleştiren değerli bilim insanı David Rosenhan’ın orijinal makalesi dışında, bu deneyi temel alarak psikiyatriyi, teşhis yöntemlerini ve kurumları dolandırıcılıkla eleştiren önemli kaynaklar şunlardır:

1. Orijinal Makale (Temel Kaynak)

  • Rosenhan, D. L. (1973). “On Being Sane in Insane Places”. Science, 179(4070), 250-258.
  • Bu makale, deneyin tüm metodolojisini ve elde edilen çarpıcı sonuçları içeren birincil kaynaktır.
  • https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/4683124/

2. Deneyi ve Psikiyatriyi Eleştiren/Genişleten Önemli Kitaplar

  • Spitzer, R. L. (1975). “On pseudoscience in science, logic in remission, and psychiatric diagnosis: A critique of Rosenhan’s ‘On being sane in insane places’”. Journal of Abnormal Psychology, 84(5), 442–452.

  • Bu çalışma, Rosenhan’ın deneyine karşı geliştirilen en önemli “savunma” veya “eleştirel karşıt” metindir. Psikiyatrinin bilimsel temelini savunanların mutlaka atıf yaptığı bir çalışmadır.

  • Cahalan, S. (2019). “The Great Pretender: The Undercover Mission That Changed Our Understanding of Madness”.

  • Bu kitapta, Rosenhan’ın deneyinin aslında sandığımızdan çok daha tartışmalı olduğunu ve Rosenhan’ın bazı verileri kurgulamış olabileceğine dair modern araştırmaları (yazarın kendi bulguları) anlatır. Deneyin hem etkisini hem de gizemini anlamak için modern bir bakış açısıdır.

  • Szasz, T. S. (1974). “The Myth of Mental Illness”.

  • T. Szasz, psikiyatriyi bir tıp dalı olarak değil, sosyal kontrol aracı olarak gören bir düşünürdür. Rosenhan ile aynı dönemde psikiyatrinin “keyfiyetini” ve “şarlatanlık” yönlerini en sert eleştiren isimdir.

3. Bilimsel Tartışmalara Yönelik Literatür

  • Loring, M., & Powell, B. (1988). “Gender, race, and DSM-III: A study of the objectivity of psychiatric diagnostic behavior”. Journal of Health and Social Behavior.

  • Bu makale, psikiyatrik teşhislerin nasıl kültürel ve cinsiyet temelli önyargılarla yapıldığını, Rosenhan’ın işaret ettiği “sübjektiflik” sorununu daha modern verilerle destekler.

  • Bentall, R. P. (2003). “Madness Explained: Psychosis and Human Nature”.

  • Psikoz teşhisinin nasıl tıp dışı etkenlerle şekillendiğini ve psikiyatrinin “bilimsel” iddialarını sorgulayan çok önemli bir akademik kaynaktır.

  • Türkiye dünyanın en karanlık işkenceci psikiyatri devlet hastaneleri ile doludur. Adli tıp kurumu 4 üncü ihtisas dairesi heyeti sağlıklı değerli bilim insanlarına işkence için kumpas yapan heyetlerdir.

Pages