Tuesday, June 30, 2026

Psikoloji alanı dünyanın gelmiş geçmiş en şarlatan alanıdır

ÖZET:

Kendisi Rorschach veya benzeri hiçbir 'geçerlilik sınavından' geçmemiş, mesleki yetkinliği bu sübjektif testlerle dahi kanıtlanmamış binlerce psikolog ve psikiyatrist, Türkiye devlet hastanelerinde ve Adli Tıp kurumlarında maaş almaktadır. Vesayet Mahkemelerin, kendi Rorschach testleri dahi olmayan bu kişileri 'bilirkişi' sıfatıyla yetkilendirmesi, hukuki bir zorbalıktır. Rorschach testi, günümüzde internette herkesin erişebildiği 10 adet görselden ibarettir; bu görseller üzerinden bir bilim insanının zihinsel sağlığını yargılamak, bilimi değil, cehaleti meşrulaştırmaktır.

Vesayet Davaları hırsız hakimleri işte bu şarlatan psikoloji çalışanların yaptığı şarlatanlıklarla değerli bilimcilere iftira atan vatan haini, bilim düşmanlarıdır. 

Monday, June 29, 2026

Sistemin “Vasiyi” Kurban, “Hakimi ve Heyeti” Fail Olarak Aklama Operasyonu

 

Yapay-zeka yazdı-Türkiye de Hukuk Bir Algoritma Değil, Bir Kurgu mu?

 

Hukukun "Hata Payı": 195 Ülke ve Adaletin İstatistiksel Çöküşü

Dünya üzerinde egemenliğini kabul ettirmiş yaklaşık 195 ülke bulunmaktadır. Bir toplumun "gelişmişlik" seviyesini belirleyen temel parametrelerden biri, o ülkenin hukuk sisteminin ne kadar öngörülebilir, bağımsız ve adil olduğudur. Uluslararası "Hukukun Üstünlüğü Endeksi" (Rule of Law Index) gibi bilimsel veriler, bir hukuk sisteminin "hata ayıklama" kapasitesini ölçmek için kullanılır.

Sistemin İstatistiksel Yeri

Türkiye, uluslararası hukuk ve adalet standartlarına göre yapılan bilimsel sıralamalarda genellikle 115. ile 120. sıralar arasında yer almaktadır.

Bu veri, sistemin sadece "yarıdan aşağıda" olduğunu değil, aynı zamanda "işlevsel olarak riskli" kategorisinde bulunduğunu gösterir. 195 ülke arasında 120. sırada bulunmak, bir hukuk sisteminin kendi içindeki usul kurallarını (due process) korumakta zorlandığını ve adaletin bir "hak" olmaktan çıkıp, "belirsiz bir değişken" haline geldiğini kanıtlar.

"Usul" ve "Öngörülebilirlik" Neden Önemlidir?

Bir hukuk sisteminin başarısı, "kanunların herkese eşit uygulanması" ilkesiyle ölçülür. Bir bilim insanı titizliğiyle baktığımızda, gelişmiş bir hukuk sisteminde:

  • Prosedürler sabittir: Bir dava veya rapor süreci, kişiden kişiye veya durumdan duruma değişmez.

  • Hata payı minimaldir: Mahkemeler, usul hatası (tebligat eksikliği, savunma hakkının kısıtlanması vb.) yapıldığında sistemi derhal geri sarar ve hatayı düzeltir.

  • Bağımsızlık esastır: Hukuk, bir "infaz aracı" değil, bir "denetim mekanizması" olarak çalışır.

Türkiye’nin sıralamadaki bu düşük konumu, sistemin bu "hata ayıklama" (self-correcting) mekanizmalarının çalışmadığı, özellikle Vesayet Mahkemelerinde kuralların kişisel veya kurumsal ajandalara göre esnetilebildiği bir yapıyı işaret etmektedir.

Sonuç: Hukuk Bir Algoritma Değil, Bir Kurgu mu?

Hukuk, aslında bir toplumun "sosyal işletim sistemi"dir. Kodları (kanunlar) bellidir ve her girdi (dava), belirli bir mantıksal çıktıyı (karar) üretmelidir. Ancak 120. sıradaki bir sistemde, kodlar yazılımcının (veya o an gücü elinde bulunduranın) keyfine göre değiştiriliyorsa; sonuçlar artık "adalet" değil, "keyfiyet" olur.

Türkiye'nin bu sıralamadaki yeri, hukuk sisteminin sadece "yavaş" veya "yetersiz" değil, "gerçeklik algısının bozulduğu" bir aşamada olduğunu gösteriyor. İstatistikler rakamları söyler; ancak o rakamların arkasındaki gerçek, her bir bireyin "adil bir yargı" beklentisinin nasıl bir belirsizlik havuzunda eridiğidir.

Gerçek bir hukuk devleti, vatandaşına "adilsin" veya "haksızsın" diyen bir yargı değil; vatandaşın "her türlü hukuksuzluğa karşı" kendini emniyette hissettiği bir mekanizmadır. Bu, 195 ülkenin yarısından fazlasında başarılamamış, ancak gelişmişliğin tek gerçek kıstası olan temel hedeftir.

Yapay-zeka yazdı-Nobel Bir Zirve Değil, Bir Yanılsamadır.

 Nobel Bir Zirve Değil, Bir Yanılsamadır.

Nobel ödülü, şüphesiz en büyük ödüllerden biridir, ancak bilim dünyasında sıkça "en büyük başarı" olarak lanse edilse de; akademik gerçeklik bunun tam tersini söyler. Bilim, bir plaketle değil; üretilen verinin etkisi, alınan araştırma hibelerinin (grant) ağırlığı ve kolektif çalışmanın gücüyle ilerler.

Neden Nobel, bilimin en büyük ölçütü değildir?

  • Tarihsel Darboğaz: Nobel, genellikle 20-30 yıl öncesinin çalışmalarını ödüllendirir. Bilimin bugününe ve hızına odaklanmaz (Stephan, 2012).

  • Grant vs. Ödül: Bilim dünyasında gerçek liyakat, projeyi hayatta tutan ve somut sonuç üreten araştırma fonlarıdır (grant). Bir grant almak, bilimsel bir "geçmiş başarı" değil, "gelecek vizyonu" kanıtıdır (Fortin & Currie, 2013).

  • Kolektif Bilim: Nobel, bireysel kahramanlık mitini besler. Oysa modern biyofizik ve tıp; devasa ekiplerin, PNAS/PubMed indeksli yayınların ve çapraz disiplinli işbirliklerinin ürünüdür (Ioannidis, 2011).

Akademik dünyada prestij, lobilerin ve sınırlı çevrelerin belirlediği ödüllerde değil; bilimin yaşayan, nefes alan ve toplumsal fayda üreten sürecindedir.

Bilim, ödüllendirilmek için değil, çözmek için yapılır.

Referanslar:

  • Fortin, J. M., & Currie, D. J. (2013). Big science vs. little science: How scientific impact scales with funding. PLoS ONE, 8(6), e65263.

  • Ioannidis, J. P. A. (2011). A critical look at scientific rewards. PLoS Medicine, 8(10), e1001103.

  • Stephan, P. E. (2012). How economics shapes science. Harvard University Press.

Not: Bu yazı Nobel ödülünün değerine saygıya karşı değildir, ancak en büyük ödül yaşarken Nobel ödülü almaktır diyenler hatalıdır öne sürer. 
Ayrıca, Nobel i kimler almadı değil, Nobel i kimler aldı konuşulur. Kendileri yetkisiz, Nobel komite adayı olmayan insanların konuştuğu Nobel ancak Çapa Tıp Fakültesi karşısındaki Nobel Tıp Kitabevi ni över, ki övgüyü hak eden bir hizmettedir. 
Türkiye Adli Tıp 10 uncu ihtisas dairesi görevlilerinin kendi kendilerini hezeyan içinde Nobel temsilci atamaları suçtur, fishing suçudur, kimlik sahteciliğidir. Kendileri Nobel Tıp adayı bile olamamış insanların, hiç konu yokken görgüsüzce, bir devlet kurumunda Nobel üstüne konuş konu açmaları işkence suçudur, ayrıca adli-tıp heyetin büründükleri kimlik sahteciliktir. 
Bırakın tek bir İstanbul Adli-Tıpçının Nobel alması, bunlar Nobel komiteye davet bile edilmiş değildir. Ayrıca Nobel ödüllerinde ödül eğitim düzeyine değildir, örneğin Nobel ödülü diploma sahtemi, benzer isim mi, kimlik bakan bir ödül değildir. Türkiye gibi sahte diploma oranı çok yüksek, sahte diploma yakalamakta dünyanın en yetersizi olan bir ülkede, bu komite Nobel ödülünü ağzına almakla fishing yapmıştır. Ayrıca bu soruyu en az on yıldır tek bir adli-tıp-kurumu vesayet davada sormayan komite aşağılık duyguları depreşip, işkenceyi direk başlatamadığı mağdura sözel saldırmıştır. 
Bulundukları adli-tıp kurumun başka bir ülkeyi temsil etmesi durumu, kendilerinin o ülkeye vergi mükellefi olması durumu, vergileri yoktur. Uluslararası olan Nobel komite kimlik teşhisi yapabilecek vize veren kurum değildir. Zaten Nobel ödülü diploma bakıp verilen ödül değildir. Kendilerinin diploma sahibi olduklarını, o nedenle Nobel ilgilenmediğini almadıklarını, gerekmediğini Adli Tıp Kurumu kendi ima etmiştir. Madem değerlidir, neden tek türk hukukçu, politikacı, bürokrat veya adli tıpçının nobel ödülü yoktur. Nobel değerlidir ısrar etmek bu 30 milyon türk, bürokratı, hukukçusu bok değildir mi demektir. 
Şüphesiz, tüm dünyada kimlerin Nobel aldığını zikretmek bir Nobel sohbetidir. Ama 30 milyon türk vergi mükellefine Nobel niye almadı, istanbul adli-tıpçı başkanı kendi neden nobel ödül alamadı sormayan bir adli-tıpçının durduk yerde Nobeli kendi komitesi, kendi alanı sanması adli-tıp-kurum 10 uncu ihtisas dairesi heyet elemanlarının hezeyanı, kendilerini bok sanmasıdır. Hatta barış ödülü alan hukukçu bile yok.

 Hem 30 milyon türk vergi mükellefi Nobel ödülü başaramadı ise, bu yine adli-tıp uzmanlık alanı veya sorunu değildir, adli tıp kurumun kendi tüm maaş alanları dahil, 30 milyon vergi mükellefi türk vatandaşı nobel alamadı da yatışlı gözlem koğuşlara mı alınacak? İğneyi kendine çuvaldızını başkasına lafını adli-tıpçılar biliyorlar mı. 
Artık polisler her eve gidip, Nobel ödül alamayan vergi mükellefisiniz, sizi hücreye tıkacaklar emri var mı diyecek.  Adli Tıpçılar yakında Einstein onların heyette vardı deyip kendilerini fizikçi ilan edecek hezeyan gören asalak zavallılardır. Veya adli-tıp-kurumda soğuktan dondurma işkencesinde ölüme sürüklenen birinin cesedi ellerinde kaldı, veya işkence ile bitkisel hayata soktukları değerli biri ellerinde kaldı diye, işkenceleri ile mi bilimci tanımış olacaklar.  

Istanbul Adli Tıp kurumunun alt katında dünyanın en büyük yatışlı gözlem soğuk ile işkence etme merkezi vardır. Türkiye nın en büyük punitive psychiatry merkezlerinden biri, Bakırköy adli tıp 4 üncü gözlem dairesinin zemin katıdır. Bu insanlar bu kadar soğuk ile işkence ettikleri insana, utanmadan hayati tehlikede olup olmadığını sormuşlardır, ayrıca kan tahlilleri normal olduğu halde, kimse üşümüyor da sen ne hakla soğuk diyorsun, sende kan bozukluk var hakaret etmişlerdir. 

Pek tabii, işkence amaç ise, Istanbul Adli Tıp Kurumu kendini aklayacak kurgular yaratacaktır, yaratmıştır. İstanbul Adli Tıp Kurumu dünyanın en azılı işkence merkezlerinden biridir ve işkenceyi yapanlar polis değil, beyaz önlüklü heyetlerdir. Ayrıca işkencelerinde polis işkencelerinden çok beyaz önlüklülerin, Türkiye Sağlık Bakanlığının soru çalıntılı TUS uzmanların, özellikle soru çalıntılı TUS sınavlı psikiyatri uzmanların işkenceleri ön plandadır. Vesayet Mahkemeleri ise miras hırsızı hakimlerin kurgu yazıp çizdikleri, kendilerini bile kandıramadıkları hikaye ürettikleri iftira yerleridir. 
Türkiye hukukda dünya 120 cisi değil belki sonuncudur. 

Fakat Türkiyede vesayet hukuku mahkemelerinin adli-tıp yatış gözlem zorbalıklarla ölüme sürükledikleri insanların katili kararların sahiplerini dünyanın hiçbir uluslararası hukuk sistemi yakalayamamaktadır. İşte iz bırakmadan vesayet hukuk adı altında değerli bilim insanlarını ölüme sürüklemekte, UYAP ve mahkeme dosyalarını hukukçu canilerin izi silmede, dünyada Türkiye hukukun üstünde ülke yoktur. 
Yapay zekaya göre, türkiye vesayet mahkeme müzekkereler, mağdurun verdiği her dilekçenin amacı, mirası vesayet davası ile çalınan mağdurun dilekçe verme hakkının kayıp olmadığı bir hukukun var olduğunu ispatlayıp o mirası çalmaktır. 
Yapay-zeka maalesef Türkiye de vesayet hukuk altında mirası çalınan hastadır iftira atıp, daha sonrasında yatışlı-gözlemlerde işkencelerle fiziksel işkencelere maruz bırakılan insanların gerçek katillerinin bizzat vesayet davası yetkili hukuk sistem olduğunu kimse ispatlayamaz diyor. Hatta Türkiyede hukuk kurumların var oluş nedeni vesayet davası hukukçuların işkence organizasyonları ile hayatını kaybedenlerin faillerini örtbas etmek, onların parasını örtbas ile çalmaktır diyor. Tüm dünyada yaygın olan bu işkenceli sistemde, Türkiye hukukçular belki en baş işkencelerini en iyi örtbas edenlerdir.

Sunday, June 28, 2026

Psikoloji Alanında Metodolojik Sınırlar ve Yanıltıcı Genellemeler: Psikologların şarlatan iftiraları


MANİFESTO: PROJEKTİF KLASİFİKASYONUN BİLİMSEL İSTİSMARI

GİRİŞ

Rorschach’ın 1921’de geliştirdiği mürekkep testi, bazı hasta ve kriminal vakaların algı haritalarını incelemek için tasarlanmıştı. Amaç, sivil hakları gasp edecek bir yargı mekanizması kurmak değildi. Bugün ise bu yerel, dar klinik veri seti, adli psikolojide bireysel özgürlükleri tasfiye eden iftira atmaya yarayan bir silaha dönüştürülmüş durumda.

1. Kriminal ve Psikotik Örneklemlerin Sağlıklı Zihinlere Dayatılması

  • Kategori Hatası: Psikolojik sorun veya kriminal veya geçmişi olmayan örneklemlerden türetilmiş ölçekler, analitik ve sağlıklı bireylerin muhakemesini ölçmek için kullanılıyor. Örneğin bir polis dedektif, en az bir katil kadar cinayeti tasarlar, ancak adli sicili temizdir. Bilimde o nedenle Davranış Bilimleri denir, insani olan fiili durumdur, insan beyni korteksi ile hayvandan ayrılır. Ayrıca Rorschach kendisi çok aşikar bir dedektif gibi resim ayrıntılarını biliyordu, yani oradaki bir seri katilin resime verdiği açıklamayı ondan kopya çekip bilimsel dergide yayınlamamıştı, hatta Rorschach çok büyük ihtimalle, tüm olası detayları o on adet resimlerde görebildiği için, kendi testinde paranoyak veya şizofren hasta çıkıyordu. Bu arada Rorschach değerli bir bilim insanı, Pratisyen Hekim Tıp Doktoru idi.

Psikologların ayrıntı göremedikleri, geri zekalı oldukları zaten liseden sonra ÖSYM sınavda tescillidir. Kendileri hasta beyinsiz bu şarlatan gurubun üstün değerli insanları kıskanması ve kendi aptallıklarını onlarda bulamayacağı açıktır. Aptal, zekası düşük, mesela Tıp Doktorluğu istediği halde liseden sonra ÖSYM sınavda kazanamayıp, ancak düşük psikoloji okuyan psikologların bu kişileri veya değerli bilimcileri kesinlikle anormal göreceği ortadadır. 
  • Kaldı ki, hayvanlar görüntüsüne bakıp eş seçmeselerde, o hayvana saldırmazlar. Veya projeksiyon ile fiili eylem arasında bağlantı kesin değildir. Mesela salyangozlar 3 haftalık bebek salyangozu dışlarken, aynı salyangoz aynı ama büyüyünce aralarına alırlar. Boyutsuz bir resim ile adli sicile iftira atan, kehanet ile kişinin parasının çalınmasına yol açan psikologlar suç işlemekteler. Psikoloji çalışanları en azından aptal olduklarını, liseden sonra ÖSYM sınavda başarısız olduklarını anlamalılar. Bu iç görüsü olmayan psikoloji çalışanları cezalandırılmalıdır.

  • Algı Hassasiyetinin Patolojileştirilmesi: Detayları yakalama becerisi, yüksek bilişsel fonksiyon göstergesi iken, psikoloji çalışanlarınca “anomali” veya “paranoid uyanıklık” diye damgalanıyor. Liseden sonra ÖSYM sınavda tescilli geri zeka çıkan psikologların bu iftiraları vatan hainliğidir, insanlık hainliğidir. Psikoloji alanı şarlatanlığını tüm bilimciler gözler önüne sermeli, psikoloji alanı iftiraların değerli sağlıklı insanlara zarar vermesi engellenmelidir. 

2. Yardımcı Bir Araçtan Kehanet İftiralara

Rorschach hiçbir zaman testin mülkiyet hakkı, mali bağımsızlık, yasal ehliyet veya olası adli sicil üzerinde belirleyici olabileceğini savunmadı. Buna rağmen bugün 15 dakikalık seanslarla “sivil ölüm” kararları üretiliyor. Somut adli sicil ve üstün akademik kariyer yok sayılarak mürekkep lekelerinden hukuk icat ediliyor. Bu, açık bir şarlatanlık, amacı değerli insanların miraslarını çalmak. Psikoloji alanı kesinlikle dikkat edilmesi gereken bir şarlatanlık olmuştur. 

Ayrıca Türkiye Aile Bakanlığı demekki bok değil, evlenecek insanları Rorschach ile test etmiyor, önlem almıyor, onca kadın cinayetin sorumlusu bu şarlatan kehanetleri yapamayan Aile Bakanlığıdır. Veya salak psikologlar ceplerini dolduracak şarlatan kehanetlerini yakında Aile Bakanlığı ve daha yaygın kadrolarda rorschach günde 5 vakit herkese yaparlar. 

Psikolog denen şarlatanlar kadar dünyayı kehanetle kandıran, maaş alan, ama onca katili tanımayan başka geri zekaları liseden sonra ÖSYM de tescilli gurup yoktur.  Psikoloji bok olsa liseden sonra başarısızlar değil, liseden sonra ÖSYM gerçek başarılıların okuduğu okul olurdu. Hayvan düzeyde tescilli geri zekalı psikologlar. 

https://www.rorschach.org/ 

Saturday, June 27, 2026

Neden Liseden Sonra ÖSYM Başarılı Doktor Bu Kadar Çok Kıskanılıyor? Soru Çalıntılı TUS Uzmanlığı, Tıbbi Bürokrasi, Hirudoterapi ve SUT Engelleri Üzerine

 

Sağlık Bakanlığı, Kendi Hekiminin Neden Düşmanı Oldu? Nesen Liseden Sonra ÖSYM Başarılı Doktor Bu Kadar Çok Kıskanılıyor? Tıbbi Bürokrasi ve SUT Engelleri Üzerine

Bugün Türkiye’de tıp fakültesinden mezun olmuş, Sağlık Bakanlığı onaylı diplomasını ve tescilini almış bir tabip düşünün. Bu hekim, bakanlığın kendi açtığı resmi kurslara gidiyor, gereken eğitimi alıyor, sınavları başarıyla geçiyor ve "Sertifikalı GETAT (Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp) Hekimi" oluyor.
Bu hekim, kliniğinde hastasına sülük (Hirudoterapi) tedavisi uygulayacak. İşlem invaziv; kanla doğrudan temas var, kesici-delici alet yaralanması riski var, hastanın durdurulamayan kanama riski var. Hekim, hem kendi iş sağlığını hem de hastanın hayatını korumak için en temel hakkı ve tıbbi sorumluluğu olan laboratuvar tetkiklerini istiyor: Hemogram, pıhtılaşma paneli ve seroloji (Hepatit B, C, HIV).
Sonra ne mi oluyor? Karşısına tıbbi bürokrasinin ve uzmanlık hiyerarşisinin kurduğu o karanlık duvar çıkıyor: "Senin devlet hastanede alanın Mikrobiyoloji veya İç Hastalıkları değil, bu testi özel hastane sistemde istersin, ama devlet hastane Medula sisteminde isteyemezsin! Ancak özel sektörde olur, devlet ödemez!"
Soruyoruz: Sağlık Bakanlığı, kendi yetiştirdiği ve tescillediği tıp doktorunun neden düşmanı gibi davranıyor? Nedir bu bürokratik mafia soru çalıntılı TUS sınavı. 

1. Diplomayı, Sertifikayı Veren Bakanlık, Yetkiyi Budayan SUT!

1219 Sayılı Tababet Kanunu açıktır: Türkiye Cumhuriyeti’nde tescilli her hekim, hastasına tanı koyma, tetkik isteme ve tedavi uygulama yetkisine tıbbi bağımsızlık ilkesi gereğince sahiptir. Ancak Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) adı verilen parasal uygulama, bu hakkı çiğnemektedir. Bu tebliğ kanuna aykırıdır. 
Bir testin parasını devletin ödeyip ödemeyeceğine karar veren kamu sistemi (Medula), sırf maliyeti kısmak için Hepatit ve HIV testlerine "Enfeksiyon Hastalıkları veya İç Hastalıkları Uzmanı" kısıtlaması getiriyor. Bu, hukuka aykırıdır! Medula şaibeli, soruları çalıntılı TUS sınavı ile bürokratik mafya düzenini korumaktan vazgeçmelidir. Bazı cerrahi TUS uzmanlıklar dışında, örneğin psikiyatri alandaki tüm TUS uzmanlar, TUS soru çalarak TUS Uzman olmuşlardır. TUS uzmanlığı, istisnalar olsada, soruları çalma ahlaksızlığı başarısıdır. TUS soruları özellikle 2000 yılı sonrasında bilim dışıdır, soruların kaynağı kitaplar gerçek bilim değildir. Zaten cevabı verenler o bilgiye referans kitap, yazar, makale çalışma bile veremezler. 

2. Sınav Şaibeleri ve fraud-TUS Baskısı

Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) süreçlerinde yıllardır konuşulan şaibeler, soru çalıntıları ve hiyerarşik kadrolaşma iddiaları tıp camiasının malumudur. TUS soru çalıntılı sınavdır, bürokratik mafianın liseden sonra ÖSYM başarılı gerçek Tıp Doktorlarına kıskançlığı ile uydurulmuş bir sınavdır. TUS sınavında örneğin 1986, 1987 de baraj olmamasına rağmen kıçlarından 40 barajı uydurmuşlardır. 100 üstünden 20 ne kadar düşükse, 100 üstünden 45 de o kadar düşüktür, problem bu sınavların yapay-zekalı yapılmamasındadır. 1986, 1987 de sağlık bakanlığı TUS sınavda 100 üstünden en az 80 gereken, tüm kadın-doğum, psikiyatri, göz, cildiye, radyoloji TUS uzmanları ise soru çalarak sınav geçmiştir. TUS gerçek Tıp Doktorlarının kadrolarını çalmak için uydurulan bürokratik mafya sistemidir. Hastasına invaziv müdahale yapacak olan sertifikalı hekimin yetkisi, hiçbir şaibeli sınav mekanizmasıyla gölgelenemez.
Ayrıca, yapay-zeka nın bu tür sınavlarda başarısı dünyada malumdur. Asıl değerli hekim Tıp-Doktoru, gerçek değerli sınav liseden sonraki ÖSYM dir. Yapay-zeka er-geç, bu soru çalıntılı bürokratik mafia TUS düzenin sonunu getirecektir. 
Bu arada, devlet hastane sertifikalı hekim, TUS sınav gerekmeden, kan tetkik isteme kan tablo takip hakkına bu bürokratik mafia düzende bile sahiptir. Devlet hastanelerinde, TUS sınavı birçok sertifikalı hekime gerekmediği halde, TUS bürokratik mafiası bu soru çalıntılı sınav baskısı ve söylentisi yaratmak peşindedir. Özellikle yapay-zekalı teknolojili yakın gelecekte, TUS bürokratik mafya sadece sağlık hizmetinin yetersizleşmesine yol açacaktır, TUS uzmanları aksine sağlık teknolojilerini bozacak bir düzene sahiptir. TUS uzmanlık alanları belki hastaya hastane binada yol tarifi vermeye yarar, ancak sağlık bakanlığının uzmanlık belgesinde yazan uzmanlık alanı gerçek bilim uzmanlık değildir. Sağlık Bakanlığının Tıpta Uzmanlık belgeli uzmanları gerçek bilimcileri kıskanan, gerçek uzman nedir gerçeğine düşman olan, gerçek uzmanlığı bürükratik mafya TUS uzmanlık diye halka öğreten, yanıltan bürokratik mafyadır. 
Türkiye sağlık bakanlığının TUS sınavlı uzmanlıı belgeleri, türklerin kendini kandırıp, gerçek bilim insanlarına saldırdığı sahteciliktir, dünyayı kandırmalarıdır. En yüksek uzman nedir bilmeyen Türkiye sağlık bakanlığı tus uzmanları bilim düşmanıdır, gerçek Doktor düşmanıdır.
Bu adli-tıp TUS uzmanlık belgeli kişiler vesayet davaları üstünden sağlıklı kişileri adli-tıp (4 üncü gözlem dairesi) işkence gözetim koğuşlarına işkenceye tabii tutmaktadırlar. Yumurta Tavuk misali, İstanbul Adli Tıp Gözlem İhtisas Birimi, tam değerli bir bilim insanını 2026 yılında soğuk işkencesi altında hasta ederken, değerli bilim insanı şans eseri 3 günde oradan neyseki kurtulmuştur. İstanbul Adli-Tıp 4 üncü gözlem dairesi TUS uzmanları gerçek bilim insanına hakaret etmiş, onun bilimi daha yüksek uzmanlık olduğu gerçeğine hakaret etmiş, kıskanmış, bürokratik TUS mafya kişilerdir. 
Amaç sağlıklı kişileri Adli-Tıp 4 üncü gözlem dairesi anayasaya aykırı gözlem mahkeme kararları ile koğuşlara koymak ve fiziksel işkence, mesela soğuk işkencesi, ile orada onları sağlıksız yapıp, bak gördünmü, hani sağlıklı idi diyenlere onları hasta edip anlatmaktır. Üşüdüğünü söyleyen bilim insanına, sen hastasın diye hakaret etmişlerdir. 
Istanbul Adli Tıp kurumu yatılı gözlem dairesi sadece sağlıklı insanlara hakaret edip onları fiziksel işkence ile hasta hale getirip, kendi işkencesi ile yarattığı hastalığı, onu belgeleyip, sonra  farklı devlet hastanelere, işkence ile artık gerçek hastaya dönüştürdüklerini sevk ederek oralarda daha da hasta yapmaktır. Adli Tıp 4 üncü gözlem dairesi heyetteki kısa boylu erkek psikiyatrist bilim insanlarından nefret eden bilim düşmanı biridir. Adli-Tıp sağlıklı insanları gözlem altına almışken, onları işkence ile hasta edip, ''bak o hastadır'' kanıtı oluşturmak yeridir. Türkiyenin karanlık işkence yüzü, İstanbul Adli-Tıp gözlem birimidir. Burada tam hasta edemediklerini ise, daha ağır işkenceli Adli-Tıp kuruma bağlı hastanelere, mesela daha ağır işkenceli Bakırköy devlet hastanesine göndermektedirler. Bunları onaylayan ise, Türkiyenin bürokratik mafya soru çalıntılı TUS sınavlı sağlık bakanlığı TUS uzmanlarıdır. Vesayet Davaları ve bu adli-tıp işkence yatılı gözlem birimleri ile, Türkiye dünyanın en başlıca işkence yerlerinden biridir. 
Vesayet Davaları hakim kararları ise işkenceyi meşrulaştıran müzekkerelerdir. Vesayat Davaları dünya tarihinin en işkenceci hukukudur, hukuk adına işkenceyi meşru yapmaktır. Vesayet Hukuku hukuk değildir, işkence emridir. 

BU DÜZEN DEĞİŞMELİDİR!

Sağlık Bakanlığı tıp doktorunun düşmanı olmayı bırakmalı, kendi verdiği diplomanın ve tescilin arkasında durmalıdır. 
Ancak devlet hastaneleri sistemi bu hukuksuz, kanuna aykırı haksız engelleri koyarken, serbest hekimliğin gücü bu duvarları yıkmaktadır: Özel biyokimya laboratuvarları, tescilli bir tabibin kaşesi ve imzasıyla bu tetkiklerin tamamını hiçbir kısıtlama olmaksızın hemen çalışmaktadır. Çünkü özel sektörde hastanın doğrudan veya özel sigortasıyla ödediği sistemde SGK'nın (Medula) nın kanuna aykırı baskısı sökmemektedir. Bu sayede GETAT hekimleri, kamunun koyduğu engelleri özel laboratuvarlar üzerinden aşarak mesleki bağımsızlığını ve hasta güvenliğini korumaktadır.
  • Devlet hastanelerinde Medula SUT Kısıtlamaları Kaldırılmalıdır: Sertifikalı tüm GETAT hekimleri, yaptıkları invaziv işlemler öncesinde sertifika alanlarındaki seroloji ve koagülasyon panellerini devlet hastaneleri medulla sisteminde de isteyebilmelidir. Örneğin aşağıdaki, Ek-1 deki formu, özel hastane veya muayenehanede istemek mümkün olduğu gibi, devlet hastanelerin de de istenebilmelidir. Medula bu istem yazıldığında Tabip tescil No ve GETAT sertifika nosunu istemelidir.
  • Hekim Bağımsızlığı Korunmalıdır: Fraud soru çalıntılı bürokratik mafya TUS sınav uzmanlığa dayalı bu hiyerarşi, sağlık sigortası ödeme kısıtlamalar üzerinden bir baskı aracına dönüştürülmemelidir. 
Not: TUS soru çalan uzmanlar özellikle psikiyatri alanda TUS Uzman belgelilerdir. Özellikle 2000 yılı sonrasında, TUS sorularının orijinal kaynağı, yani o cevapları bulan araştırmaların kitabını o uzmanlara sorduğunda bilmezler, nedeni cevapları sadece çalmışlardır. Soruların hepsi olmasada, büyük bölümü, Türkiye de yayınlaşmış hiçbir tıp kitapta yoktur. Amaç sadece soruları çalanların onlara cevap bulabilmesidir. Bazıları bu sorulara ucu açık soru, yani bilimselliği şaibeli soru diyor. 
TUS dünyanın gelmiş geçmiş en şaibeli, en ahlaksız bürükratik mafya sınavıdır. Burada verilen örnek, bu soru çalıntılı TUS sınavın nasıl ayrıca kanuni verilmiş Tabip haklarını çiğnediğini göstermektedir.
Neyseki yakın gelecek tıp alanı, yapay-zeka bilgisayar bilimleri ile şekillenmektedir, bu soytarı TUS bürokratik mafya sınav değil, gerçek bilim kazanacaktır. 

Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite'ye (CAT), vesayet hukuku, davaları kendi hukukçuların açık suçudur

 Vesayet yasası, koruma sağlama iddiası altında yürürlüğe konmuş olsa da özünde bireyin en temel haklarını elinden alan, masum insanların evinden, yaşam alanından zorla koparılarak kapatılmasına yol açan ve bu yolla fiziksel işkenceyi kanun eliyle meşru kılan yapısal bir suç mekanizmasıdır [TCK m. 94]. Bu yasa, devlet içi yozlaşmış odakların ve çetelerin, sağlıklı bireyleri iftiralarla hedef alarak onların beden bütünlüğüne saldırıda bulunmasının ve hürriyetlerini tamamen gasp etmesinin yasal zırhıdır.

Hukuk maskesi takmış bu sisteme karşı yürütülecek yapısal ve kurumsal mücadelede, yasanın bizzat kendisinin bir suç aleti olduğunu ortaya koyan hukuki analiz ve şikayet metni aşağıdadır:

ANAYASA MAHKEMESİNE VE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNE (TBMM) HAZIRLANACAK KANUN İPTALİ VE SUÇ DUYURUSU METNİ

KONU: Türk Medeni Kanunu’nda yer alan vesayet ve rıza dışı "yatarak gözlem/kısıtlama" hükümlerinin; doğrudan fiziksel işkence, zorla alıkoyma ve kişi hürriyetini fiziksel şiddetle gasp etme suçlarına yasal kılıf sağladığı gerekçesiyle tamamen iptal edilmesi, yürürlükten kaldırılması ve bu vesayet kanunu suç aleti olarak kullanan devlet içi çete odaklarının cezalandırılması talebidir.

I. VESAYET HUKUKU YASANIN KENDİSİNİN BİR FİZİKSEL İŞKENCE MEKANİZMASI OLMASI

  1. Evden Zorla Koparma ve Fiziksel Alıkoyma Suçu:
    Mevcut vesayet kanunu, hiçbir suç işlememiş, tamamen kendi hayatını idame ettiren sağlıklı insanların evlerinden, güvenli alanlarından fiziksel güç kullanılarak zorla çekip alınmasına izin vermektedir. Bir insanın kendi iradesi dışında, yatarak gözlem adı altında kilitli bir odaya kapatılması, tıp veya hukuk terimleriyle hafifletilemeyecek açık bir fiziksel hürriyeti tahdit ve fiziksel işkence eylemidir [TCK m. 94, TCK m. 109].
  2. Fiziksel Şiddete Sağlanan Yasal Koruma:
    Bu yasa, masum insanların hareket kabiliyetini sıfırlayan, onları fiziksel olarak çaresiz bırakan ve iradelerini kırmaya çalışan kurul, heyet ve hakimlere yasal bir dokunulmazlık sağlamaktadır. Kanun, bireyi korumak için değil; devlet gücünü arkasına alan yozlaşmış çetelerin, sağlıklı insanları fiziksel olarak rehin alması ve mallarını çalması için bir suç aracı olarak işlev görmektedir. Sağlıklı insanlar vesayet davası ile işkence birimlerine kapatılmakta (İstanbul Adli Tıp 4 üncü gözlem dairesi), orada gerçekten hasta olmaları için, fiziksel işkence uygulanmakta, örneğin soğuğa hassas sağlıklı kişi ise işkence soğuk ile hasta edilmektedir. 
  3. Hukukun Suç Aletine Dönüşmesi:
    Tarihteki en baskıcı rejimlerde görüldüğü gibi, bir yasa eğer iftira atılmış sağlıklı bireylerin zorla bir yere kapatılmasına ve orada fiziksel baskıya maruz kalmasına hak tanıyorsa, o hukuk normu kendi başına bir suçtur. Vesayet davası, suçsuz insanların hayatını karartan, onlara fiziksel acı ve travma yaşatan bir kurumsal şiddet aygıtıdır. Bu nedenle bu vesayet kanunun düzeltilmesi veya reforme edilmesi imkansızdır; yasanın kendisi tamamen yok edilmelidir.

II. TALEPLER VE HUKUKİ SONUÇ

  • Vesayet Kanunun Tamamen Kaldırılması Çaredir: Türk Medeni Kanunu'ndaki kişilerin rızası dışında evinden alınarak gözlem altında tutulmasına ve kısıtlanmasına olanak tanıyan tüm maddeler, Vesayet Hukukun kendisi, hakimlerin kararı kendi başlıbaşına suçtur, Anayasa'nın "Kişi Dokunulmazlığı, Maddi ve Manevi Varlık" (Madde 17) ve "İşkence Yasağı" hükümlerine açıkça aykırı olduğundan tamamen iptal edilmelidir.
  • Faillerin Yargılanması: Vesayet davası adı altında masum insanları evinden zorla çekip alan, kilitli odalarda tutan ve bu fiziksel işkence düzenini organize eden tüm devlet içi çeteler, tüm devlet hastanesi psikiyatri uzmanları, iftiracı psikoloji çalışanları, vesayet hakimleri, adli tıp kurumları, adli ve idari heyetler hakkında Türk Ceza Kanunu Madde 94 (İşkence) uyarınca doğrudan cezai soruşturma açılmalıdır.
Türkiyede Vesayet Davaları, devlet psikiyatri heyetlerin, psikoloji çalışanların sağlıklı insanlara iftira atıp işkence ettiği, devlet içi hırsızlık çeteleridir. 

Pages