Türkiyenin şaibeli TUS sınavlı uzmanlarının bok olmadığını en güzel kendimden biliyorum. Tüm akrabalarımı iatrojenik hasta eden bu şarlatan uzman gurup, onlardan yıllarca uzak kalmayı başardığım için neyseki 1986 yılından bu yana bana zarar veremediler. 40 yıldır kimbilir kimleri iatrojenik hasta yapan bu şarlatan soru çalıntılı TUS sınavlı sağlık bakanlığı tıpta uzmanlık tüzüğüne göre belge almış olan bu gurubun amacı, güya uzman belge ile Amerikan bilimini çalmaya kılıf hazırlamaktır.
Bunlardan uzak kalmak bile kolay değildir, bir kumpas ile onların ağına hastanelere düşüp maaşlarına yem olun isterler. Bunlar her yerdedir, örneğin İstanbul Adli Tıp Kurumu psikolog ve psikiyatristleri bunlardan oluşmuş işkence çetedir. Sırf garanti maaşları devam etsin devletten diye, dünyanın en sağlıklı insanına en ağır iftiraları atmaktan zevk alırlar. Adli Tıp Kurumu TUS uzmanları kendileri şizofren, kıskanç, vatana faydalı olacak bilimcilere haset eden canilerdir.
Bugün soru çalıntılı TUS sınavlı sağlık bakanlığı tıpta uzmanlık tüzüğüne göre belge almış olan bu uzmanlara, tek bir defa bile akıl sormamış, reçete sormamış olmamın, onlara asla ihtiyaç duymamanın gururunu, yıldönümünü kutluyorum.
Daha öncesindeki uzmanlar ise bu TUS sınavlı olmayan gerçek değerli doktorlardı. Bu şaibeli, özellikle psikiyatri, cildiye, göz hastalıkları alanında tüm uzmanları soru çalarak uzman olmuş olan sınav, 1986 dan sonra çıkan TUS sınavıdır.
Birinci derece olmasa da, bir uzak akrabam daha 18 yaşına gelmeden bu şarlatanların eline düşmüş maalesef. Uzak akrabamı işte bu psikolog ve psikiyatristler iatrojenik geri dönülmez hasta ettiler. Çok akıllı başarılı olan oğlan, Erenköy psikiyatristlerin beynini NMR invazif yöntemlerle eritmesi sonunda zihinsel yeteneklerini kaybetti, üniversite puanı yeterli alamadı ve üniversite diplomalı olamadı. Ne istediler bu el kadar çocuktan bilmiyorum. Daha kaç kişiye işkence edecek, onları hayvan deneyinde gibi kötü yöntemlere maruz bırakacak işlem yapacaklar. Bunu yapan sorsan sağlık uzmanları ama çocuğun beynini erittiler. Türkiye punitive psychiatry ülkesidir.
Annem ve ben o çocuğu her gördüğümüzde içimiz sızlıyor. Dış görünümü yakışıklı, ama beyni o 10 yaşındaki beyni değil. Beyni erimiş. Ne istediler ondan. Ancak maalesef o çocuğun annesi bu TUS uzmanlarının şakşakçısı biri idi ve bir gün bile oğlunu bu iatrojenik tuzakdan korumadı. Beni dinlemedi. O şarlatan TUS uzmanlara inandı, oğlunun beyninin NMR ın TMS beyin eritici yöntemi uygulamalarına izin verdi. Onlar şarlatansa annesi savaş vermeli idi. Hiçbir şiddet olayı olamayan adolesan bir gence, en ağır vakalarda bile tartışmalı olan TMS gibi yöntemlerin bir "güç gösterisi" ve "ceza" olarak Erenköy de uygulanması Türkiye nin karanlık işkence hastanelerini anlatır.
Önce agresif, endikasyon dışı müdahalelerle (EKT, ağır farmakoterapi) insanı iyatrojenik olarak kognitif yıkıma uğratmak, ardından da bu yapay hasarı gerekçe göstererek "Bakın, bu hasta" diyerek gerçek raporlar düzenlemek. Türkiye devlet hastanelerde durum budur, ve istanbul adli tıp kurumu ve ona bağlı hastaneler de bu en canice yapılmaktadır. Dünya bu vesayet davalar ile el ele işleyen düzeni durdurmalıdır. Bu durum, sistemin kendi yarattığı hasarı resmi bir kılıfla nasıl meşrulaştırdığını ve liyakatsiz uzmanların kendilerini nasıl garantiye aldıklarını çok net göstermektedir.
Bununla kalmıyor. Birde bu iatrojenik beyni eritilen gencin başkalarını tehdit için kullanılması var. Bak Adli-tıp-kurumu nasıl iftira raporlar yazıp kolaylıkla istediği kıskandığı, parasını gasp etmek istediği her kişiyi hemen Adli-Tıp -Kurumu hastanelere yollayıp beynini kolaylıkla eritir, gördün mü o Adli-Tıp-Kurumun gücü nelere de yeter gösteren de işte o gencin halidir. Bu arada bu gencin eski 14 yaşındaki halini bilmeyen onun 30 yaşında o beyine artık sahip olmadığını anlayamaıyor, dış görünümü yine o yakışıklı düzgün hali. Ama onun çocukluğunu bilenler her gördüklerinde o iatrojenik yok edilmişi görüp ölüye üzülmek kadar üzülüyor. Çok hasta kendiliğinden değişir eski halini kaybeder ancak o soru çalıntılı TUS uzmanların herkesi, onu manipulasyonu ile o hale düştü. Bu affedilemez.
Böyle iatrojenik işkence dünyada yoktur, sağlam insanların beynine işkence bir eski rusyada birde bugünün türkiyede var. Yapay zeka büyük ihtimal ona Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanede EKT seansları yapıldı, aynı anda annesi ona cani TUS uzmanların verdiği ağır ilaçları sürdürdü, TMS tek başına o beyinde o kadar ağır hasar veremez yorumladı. Utanmazlar birde işkence yaparak o hale soktukları gencin hastalığı o sülalede herkeste var, doğuştan diye bilimsel kanıt olmadan iftiralara devam ediyor. Türkiyedeki bürokratik mafya TUS sınav uzmanları insan hasta haklarının içine sıçmıştır. Neyseki yapay-zeka yetişti ve Türkiye henüz çağdışı kalsada, yapay-zeka uzmanlarıdan daha bilimsel.
Bu genç vesayet dava olmadan bile Erenköy hastanelerde iatrojenik beyni eritilmiştir. Bu iş Türkiyede asıl vesayet davalarının masum insanların mirasını parasını gasp etme işi için vesayet dava hakimlerinin ince organizasyonu ile acele bile etmeden yürür. Dünya nasıl olur bu işkenceleri durdurmaz.
Bunun nedeni psikoloji alanın başlıbaşına şarlatan bir alan olmasıdır. Psikologlar tüm dünyada istisnasız Tıp Fakültesi okumak istemiş okuyup Dr olamamış insanlardır. Bunlar mesela beyinleri hezeyan içinde olduğundan, Türkiye de liseden sonra ÖSYM sınavda halusinasyon görmekten, sorulara kıçlarından matematik uydurmaktan tıp kazanamamış hezeyanlı gerçek hayal ayırt edemeyen, matematik kıçlarından uydurup kanıt versen asla inanmayan manyaklardır. Bu geri zekalar, halusinasyonlu insanlar ne hakla kalkar üstün beyinli, o sınavda gerçekçi olmuş insanlara iftira atarlar.
Aralarında dürüst olanlar olsada, devletin adli tıp kurumu psikologlarının dediği bir iftira rapora türkiyede özelde çalışan tek bir psikolog iftiradır görse bile asla doğruyu söyleyip itiraz etmez. Adli Tıp Kurumun gazbından tüm özelde çalışan avukatlar ve psikologlar kaçarlar. Hatta aç bir psikologa para versen aç kalırda yine doğruyu korkudan söylemez, mesleğini yapmaz. Böyle sindirilmişlerdir.
Psikoloji alanın en büyük şarlatanlığı testlerin kendisinin kesme puanlarının uyduruk olmasıdır. Mesela Lütfi Kırdar devlet hastanesi psikiyatristleri kendi MMP1 2 teste girdiğinde kesme puan üstünden şizofren çıkan biridir, veya ehliyet sınavında mmp1-2 testte F puanı çok önemlidir, F puanı ve diğer ölçekleri hasta çıkmış onlarca kişiye Lütfi kırdar test merkezi kıçlarından sağlıklı düzmece rapor verirken sağlıklı insanlara hasta iftira atmıştır. Lütfi Kırdar devlet hastanenin akreditesi elinden alınmalıdır. Yada tüm testlerde aynı standardı uygulamalıdırlar.
Türkiyede psikoloji alanı özellikle devlet hastanelerinde sahtecilik, şarlatan psikolog doludur. Ayrıca testleri tüm bürokratlar, din adamları, uzmanlar almalıdır böylece onların da o testte ne çıktıkları standart olmalıdır. Psikoloji testleri amerikada bile sadece insanları sindirme, gerekirse paralarını vesayet dava ile gasp etme içindir. MMPI 2 Test soruları özünde işe yarar olsada, testin sonradan yorumu değiştirilmiştir. En önemli normal sınır ortalam elde etmedir. Kesme puanı uzmanlar arasında, din adamları arasında, doktor ve bilim insanları arasında nedir yazılı olmalıdır. Yine MMPI-2 f puan anomalisi şizofreni belirti olduğu halde bu parametreyi bilinçli olarak görmezlikten gelmek şarlatanlıktır.
Mesela bir uzman kan şekerini ölçtürdü ve normal 100 mg/dl altında görüp o testi çöpe atıp, bu kişide Diyabet vardır derse, ona aylarca işkence gereksiz ilaçlar uygularsa, o kişi meslekten men edilir ve yakalaması kolaydır. Bu gerçek bilimdir. Ama diyelimki bir psikolog bir testi çöpe attı, normal çıkan testi çöpe atıp, aksine keyfi heyet rapora imza attı, o psikolog ve onun şarlatanlığına, yorumuna dayanarak ile en ağır ilaçları reçete eden psikiyatrist hiç yakalanamaz, nedeni psikoloji alanın kendisi uygulamada kötüye kullanıma açıktır ve şarlatanlıktır.
Günümüzde örneğin ekonomik şartı kötü olan birine antidepresan ilaç ne fayda edecek düşünmeden veren, bu ilacı asla alkolle alma demeyen, yan etkisini bedelini öğretmeyen, güç gösterisi için gereksiz ve problem hedefli olmayan ilaç veren psikiyatristlerin son kurbanı parasız kalmış bir artisttir. Antidepresan ilaç almasa ölmeyecekti belki. Hastalar antidepresanı antibiyotik sanıp bırakırsa sorun olur sanıyor, 2026 da ölen bir artistin ölümünden belki asıl ekonomik durumu sorumlu ama asıl ona gereksiz ve açıklamadan, kullanımı öğretmeden antidepresan ilaç veren uzman psikiyatrist sorumludur. Psikiyatri ve psikoloji çağın bilim olmayan, şarlatanlığa dönen iki alanıdır.
Mesela Diyabet laboratuvar raporda aa bu din adamı, aaa bu Doktor, bu hukukçu diye şarlatan psikoloji tetlerdeki gibi kesme puanı veya standart değişmez, herkesin normal kan şekeri düşük olmalıdır. İnsanlar diğer bilimler geliştikçe psikoloji bilimi ne halde anlamıyoırlar, psikoloji testleri hele kötü uygulandığından fayda değil zarardır, vesayet davalarda hakimlerin miras gaspı için suç aletidir.
Bu mağdur genç beyni eritildi, intihar etmeyince herkesin beynini eritir öyhle hilkat garibesi beyinle yaşatırlar diye bu paikoloji çalışanları iyice şımardı. Türkiyede genelde bu kişileri öldürmeden beyni harap yaşatmaları punitive psychiatry nin özel bir yürütmesidir.
Bu gence direk aletlerle beyin eritmesi ile fiziksel şiddetle iatrojenik harabiyet verdi hastaneler. Maalesef kimse ona yardım etmedi ve kendi 18 bile değildi. Onu o halde görmek bile psikoloji çalışanlarınTürkiye ye nasıl korku salıp tehditlerinde gerçekler var anlaştırıyor. O genç ölse mi idi yaşasa mı idi soruya herkes çok genç olduğundan yaşamalı demiştir.
Ama iradesi kırılan sıradan olmayan biri ise, mesela farklı şartlar, iatrojenik fiziksel şiddet değil, ama bazı padişahlar tarihte, beyni iradesi olamayınca ölümü tercih etmiştir.
Eski türk padişahlar mesela siyanür taşıyan yüzük kullanırlardı. Bu hatta onlardan görev diye beklenirdi.