Thursday, August 27, 2026

ÇAĞIN IATROJENIK İŞKENCE EŞKİYALARI, PSIKIYATRİ HEYETLERİ, ADLI-TIP KURUMUN PSIKIYATRI HEYETLERI, PSIKOLOGLARI, VESAYET HAKİMLERİDİR

BİRLEŞMİŞ MİLLETLERE MANİFESTO: TÜRKİYE ve DÜNYADA PSİKİYATRİK KUMPAS VE ZORUNLU VESAYET KRİZİNİN ORTADAN KALDIRILMASI 

Sunulan Yer: Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi (UNHRC) Konu: Devlet Hastaneleri Psikiyatri, Psikoloji heyetlerinin, Adli Tıp Kurumları  heyetlerinin, vesayet davalarını Bir Silah Olarak Kullanması

1. BM “ENGELLİLİK” ETİKETLERİNİN KURUMSAL İFTİRA OLARAK ELEŞTİRİSİ

Mevcut uluslararası insan hakları düzeni, vesayet davalarıyla bağlantılı olarak Engelli Hakları Sözleşmesi’nin (CRPD) 12. maddesi dahil olmak üzere, bireyleri en temel medeni haklarını talep edebilmeleri için “engelli” veya “hasta” kategorilerine zorlamaktadır. Oysa zaten yanlış olan ve iftira niteliği taşıyan vesayet davalarının, bu iftiraya dayanarak kişiye kısıtlılık hükümleri uygulaması başlı başına bir hukuksuzluktur.

Kabul edilmeyen ve tümüyle itiraz edilen bir durum, sanki kısıtlılık kararı içinde daha farklı bir yaklaşım talep ediliyormuş gibi gösterilmektedir. Asıl sorun, vesayet davasının vesayet hukukunun kökten bütünüyle insan haklarını çiğneyen bir kanun oluşturmasıdır. Bu yaklaşım, özgür bireylere doğrudan hakaret niteliği taşımakta ve kurumsal iftirayı kalıcı hale getirmektedir.

Bir kişi sahte sağlık raporlara dayalı hileli bir vesayet talebine maruz kaldığında, kendini Birleşmiş Milletler’de engelli yasaları altında savunmaya zorlanması hukukun bir kez daha çiğnenmesidir. Bu kişi doğrudan organize bir hukuki ve adli-psikiyatri kumpasın hedefidir. İtiraz ettiği bir durumu yumuşatmaya çalışmak yerine, onun tamamen yanlış olduğunu açıkça söylemek tek doğru yoldur.

Birleşmiş Milletler punitive psikiyatri şikayeti açacak form hazırlamalıdır. Örneğin Türkiye’de başta İstanbul Adli Tıp Kurumu 4. ve 10. İhtisas Daireleri olmak üzere, tüm devlet hastaneleri çete halinde vesayet davaları mağdurlarına keyfi “hastadır” iftira raporları vermektedirler. Psikoloji alanının tüm dünyada bilim olup olmadığı bile şüphelidir. Adli tıp psikiyatri, psikiyatri ve psikoloji heyetleri, psikoloji alanının yüzde 36’yı geçemeyen teşhis durumunu inkar etmekte ve şarlatan testleri şarlatanca yaparak değerli bilim insanlarına hastalık yaftalamakta, vesayet davası üzerinden mallarına el koymakta ve özgürlüklerine engel koymaktadırlar.

2. ASIL FAİLLER: ADLİ TIP HEYETİNİN MODERN ÇAĞDAKİ EŞKİYALARI

20 inci yüzyılın en zararlı eşkıyaları başta vesayet davası ilişkili çalışan vesayet dava rapor ilgili psikologlar ve adli tıp kurum psikiyatri kurulları ile devlet hastane psikiyatristleridir. Psikolojinin sadece bir eşkıyalık, burç falı bakmaktan öteye gidemeyecek bir eğlence alanı olduğu ve bilim olmadığı tüm otoritelerce artık sonuca bağlanmalıdır. Nöroloji ise henüz davranış bilimleri ilgili bir kaynak olacak seviyede değildir, onca önemli hastalık bile çözülmemişken, nöroloji vesayet dava ilgili  yeterlilikte değildir. 
Ne nörolog, ne psikolog veya psikiyatristler liseden sonra ÖSYM sınavda beynin neresini daha iyi yapsalar bilmezler, öyle bir ilaç yoktur, bildiğini iddia edenler şarlatandır. 
Psikologlar örneğin liseden sonra ÖSYM bilim sınavında başarısı yetersiz bir guruptur ve bunlar şarlatan yöntemleri kendilerine bile fayda veremeyen beyinleri doğuştan geride guruptur. Bu devlet hastaneleri psikoloji alanı eşkıyaların Türkiye’de masum değerli bilim insanların özgür yaşamlarını hedef alan işkencelerine son verilmelidir. Özel sektör psikologlar zaten vesayet davalarından devlet tarafından dışlanmışlardır. İtiraz eden dürüst hakimler dışlanmaktadırlar. 

Vesayet davasına tek cümle ile “hayır” diyen, adli sicili temiz, borcu olmayan birine vesayet kanunu dayatmak, uygulamak, burç falı kehanetlerinden daha doğru olmadığı bilimde bilinen heyet raporları dayatmak, dünyada hukuki olmadığının en büyük ispatıdır. “Vesayet istemiyorum” diyen birine, vesayet davasının zorla sağlam raporu al dayatması, eşkıya heyetlerin bu gücü hemen “hastadır” iftira raporuyla sürdürmesi, kanun kumpası ve iftira delil üretmek için vesayet hukukunun kullanılması, eşkıya mesleklerini kötüye kullanan psikiyatri heyetleri bataklık üretmektir. Türkiye’nin psikiyatrist ve psikologlarının iftira raporlarına, eski Rusya benzeri Türkiye punitive psychiatry iftira işkencelerine son verilmelidir. 1986 sonrası, Türkiye sağlık bakanlığının az kadrolu TUS psikiyatri uzmanlığı belgesini alanlar, TUS sorularını çalarak uzman olmuş, başından ahlaksız bir gruptur. Ayrıca sağlık alanı dışına taşan vesayet heyeti raporları bürokraside de kötüye kullanılan bir sektör olduğundan herkesin el uzattığı, kukla yapacağı uzmanların kadrolaşacağı düzen yaratılan bir alandır. 

Hukuk Suçu, basit şekilde, “vesayet istemiyorum” diyen bir insana  vesayet hukukunun uygulanmasıdır.

Türkiye de kamu düzenine and topluma doğrudan fiziki tehdit oluşturan, en ağır cürümleri işleyen caniler ve seri katiller dahi, anayasal güvenceler and en katı usul kuralları işletilerek yargılanırken; adli sicili tertemiz olan, topluma sadece evrensel bilim üretmiş masum bir insanın (davalı) "HAYIR" beyanına rağmen "koruma" lafıyla hürriyetinden and mal varlığından mahrum bırakılmaya çalışılması, Türkiye de vesayet davalarında hukukun ve adaletin tamamen katledilmesidir. Bu durum, vesayet mahkemeleri sistemin tedavi veya koruma değil, tamamen liyakat hasetinden beslenen birer Iatrojenik İşkence Eşkıyalığı and mülkiyet gaspı şebekesi olduğunu açıkça kanıtlamaktadır. 

Vesayet Hukuku hayır diyebilen birine uygulandığı için kendisi suç olan bir hukuktur. 

Vesayet Hukuku kendi suç bataklığıdır, içinde o eşkiya psikiyatrist, psikologların iftiralarını uretmektedir. 

Vesayet hatta bitkisel hayatta birine uygulanırken dikkat edilmelidir, ancak yüzlerce defa vesayet istemediği dilekçe vermiş, dünyaca değerli, adli sicili temiz, üstün başarılı bir insanı haset içinde karalamak isteyen psiklolog, adli-tıp uzmanı veya psikiyatristlere eşkıya yolları açık bırakılmamalıdır. İşte vesayet davası bu eşkıya adli tıp psikiyatri heyetleri, psikiyatristlere, şarlatan psikologlara işkence ve iftiralarına kolaylık vermektedir. 

Türkiye Adli Tıp ve devlet hastane Psikiyatristleri, adli sicili temiz, yeni bir alanda diploması olan, borcu olmayan üstün başarılı bir bilim insanına “hastadır” iftira raporu verdiğinde bu kişiler mesleklerinden aforoz edilmelidir, bu tür iftira rapor veren ve karalamaya teşebbüs etmisler ağır cezalar almalıdır. Türkiye’de bu insanlar haset içinde değerli bilim insanlarına imha düzenekleri hazırlamakta, mallarını gasp ettirecek raporları üretmektedirler. İstanbul Adli Tıp Kurumu 4. ve 10. İhtisas Daireleri üyeleri haset içinde değerli bilimcilere iftira rapor veren mesleklerinden aforoz edilmesi gereken iftiracılardır. Daha da kötüsü, bunların mesleklerini kullanıp sağlıklı insana yapamayacağı, düzenleyemeyeceği iatrojenik işkencenin sınırı yoktur. Her türlü elektroşok, lityum ve diğer ilaçların verilmesi Erenköy Devlet Hastanesinde korkulur düzeydedir, özellikle kadınlara Kartal Devlet Hastanesi’nde ilaçlı tecavüzler, sonra da utanmadan onları yayın yapmak, bu psikiyatri ve psikoloji alanı çalışanı eşkıyaların işidir. Türkiye’de böylesi psikiyatri devlet hastanelerinin karanlık yüzü dünyaya ifşa edilmeli, psikoloji üstünde yükselen psikiyatri amaçları sağlıklı kadınlara ilaçlarla deney yapmak, tecavüz ettirip kendi istediği iftiralarını hemde o dolandırıcı yayınları ile atmak, daha sonra utanmadan ahlaksızca klinik mesleklerinde bu klinik yayınla yükselmek olan Kartal Devlet Hastanesi grubu gibi utanç veren hastanelerin yetkileri sınırlandırılmalı ve bunların karanlık yüzü ifşa edilmelidir.

Psikiyatri, psikoloji alanı dışında bilimsel teşhis yöntemi olmayan; verdiği ilaçlar şarlatan psikoloji testlerine, bilimsel olmayı başaramamış psikoloji alanına dayanan bir alandır. En modern psikiyatri farmakolojik reçeteler bile şarlatan bir alan olan, burç falı kehanetinden öteye gidemeyen psikoloji testlere dayanmaktadır. Hatta psikiyatri dergilerindeki bu tür ilaçlı tecavüzlü yayınların diğer gerçek bilim dergilerindeki yayınların yanında yer alması yanlıştır. Psikiyatri, şarlatan psikolojiye dayanan ve asla tam bilim olamayan bir alandır.

Gönüllü olmayan, “istemiyorum” diyen birine Türkiye’de Erenköy ve Kartal, İstanbul Adli Tıp gibi kurumlarda zorla dayatılan müdahaleler çağın utanç verici iatrojenik işkenceleri olarak tarihe geçmelidir. Psikiyatri ve psikoloji bilim değildir; eşkıya ve cani ordusudur.

3. YAPISAL ZORUNLULUK: YOLSUZLUK DÜZENİNİN KÖKTEN YOK EDİLMESİ

Tek tek hastaneleri veya yolsuzluğa bulaşmış eşkiya uzmanları hedef almak yeterli değildir. Birleşmiş Milletler, üye devletlerden kesin bir kanuni kural talep etmelidir: Eğer bir birey kendisine yönelik vesayet veya medeni ehliyet müdahalesini açıkça reddediyor ya da onaylamıyorsa, dava hiçbir istisna olmaksızın derhal düşürülmelidir. Bireyin tek kelimelik şahsi vetosu, aşılmaz bir hukuki bariyer olarak kabul edilmelidir. Kanun, kişinin açık rızası dışında hiçbir zorunlu vesayetin var olamayacağını garanti altına aldığında, iftiraya dayalı tıbbi raporlar üretmeye yönelik sistemik çıkar ilişkisi kökten yok edilecektir. Adli sicili temiz bireylerde, rızaya dayanmayan tüm psikiyatrik ve vesayet işlemleri, başlangıcından itibaren hukuken tamamen geçersiz ve batıl (mutlak butlan) sayılmalıdır.

4. ULUSLARARASI CEZAİ SORUMLULUK TALEBİ

Kendi klinik sınırlarını aşarak bireylerin sivil özgürlüklerini gasp eden psikiyatristler, psikologlar ve adli tıp uzmanları kurumsal dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmamalıdır. Bu uzmanlar; mesela Erenköy Devlet Hastanesi psikiyatristi, Kartal Devlet Hastanesi psikiyatristi, İstanbul Adli Tıp Kurumu 4. ve 10. psikiyatri heyetleri resmi belgede sahtecilik, yalan beyan ve insan hürriyetini hukuksuz şekilde tahdit etme suçlarından doğrudan cezai olarak sorumlu tutulmalıdır.

Birleşmiş Milletler, bu vesayet uygulamalarını keyfi tutuklamanın ve devlet eliyle yürütülen organize gaspın ağır bir biçimi olarak tanımalı ve bu süreçlere dahil olan tüm sağlık profesyonellerinin kesin şekilde yargılanarak hapis cezasına çarptırılmasını talep etmelidir. Vesayet Hukuku değerli bilimcileri yardım etme yalanı altında hürriyetten mahrum bırakma ve adını zikretmeden keyfi tutuklamanın ve en ağır işkencenin hukuk maddesidir. Vesayet Hukuku tarihin en büyük hukuk yanlışıdır ve yok olmalıdır.

Adı Vesayet Hukuku değil, adli sicili temiz insanı keyfi tutuklamanın an cani şekli Vesayet-İatrojenik-İşkenceleri olarak anılmalıdır. 

Şu anda Türkiye’de bir devlet hastanesi eğer bir masum insana iftira attı ise, yüzlerce üniversite devlet hastaneleri içinde, o iftira heyet raporuna karşı mağdur iftira atılan kişiyi koruyan, hakkını koruyacak tek başka bir devlet hastanesi yoktur. Başını adli-tıp-kurumun çektiği, böyle devlet içi çetedirler.

Eğer Kartal, Erenköy ve Adli Tıp 4. ve 10. ihtisas kurulları birine zaten tüm dünyada şarlatanlıktan öte olmayan psikoloji testlerle “hastadır” iftira attı ise, Türkiye’nin tüm psikiyatristleri ve psikologları o iftira suçuna ortak olurlar, o iftira yok olsun diye kılını kıpırdatmazlar. Türkiye işte psikiyatri, adli tıp kurumları ve psikoloji eşkıyalığının böyle egemen olduğu bir ortamdır. Bu, psikiyatri alanının nasıl vesayet davası ile el ele çeteleşmiş olduğunun kanıtıdır.

Ayrıca dünyada da örneğin tarihin en ünlü utanç verici gasp vesayet davalarından Britney davasında, milyonlarca insan bir hayvana eziyet edilirken isyan ederken Britney’e milyonlar önünde, şarlatan psikoloji alanına sığınarak, lityum ve elektroşoklarla haksızca psikoloji birimlerine kapatıp parasını gasp için işkence ederken; o sosyal medyanın sesleri çıt çıkarmamıştır. Vesayet davası hakiminin yönlendirmesi ile 13 yıl sonunda dava, eşkıya psikolog ve psikiyatristlerin iatrojenik vücuda müdahalesi ile mağdur Britney başlangıçta sağlıklı iken artık o iftira edilen hale düşsün diye psikoloji kurumlarına zorla kapatılmış, orada iatrojenik hasta edilecek işlemlere uğratılmış ve milyonlar, o hayvanlara bile yapılsa ayaklanan sözüm ona insancıl sosyal medyada itiraz edenler susmuştur. Tek bir sağlık mensubu, tek bir hukukçu bu punitive psychiatry’nin ta kendisi dememiştir. Britney’e iatrojenik işkence ile vesayet davasında başlangıçta yalan olan hale sokmaya işkenceyi bizzat psikiyatri alanı vesayet hakimi yaptırmış, programlamıştır, aktörleri psikiyatri uzmanları ve psikologlar olmuştur. Bu iatrojenik zulüm tarihin yüz karasıdır.

Britney’nin kendisi, ona yapılacak işkenceyi önceden öngören bir sağlık profesyoneli olsaydı ve davanın en başında elektroşok ve lityum gibi iatrojenik işkencelere maruz bırakılacağını söyleseydi, ona “paranoyak” denilecekti. Psikiyatri ve psikoloji alanları, kendi içinde çelişkilerle dolu, bilimsel temeli olmayan ve karşılaştığı her şeye tepki veren bir alandır.

Vesayet davaları kurgulanmış iatrojenik bir vücut imhasını bir hakimin bizzat yönlendirerek, suçlu psikolog ve psikiyatristi temize çıkarmasını baştan kurgulaması, yani iatrojenik imha ve işkencenin yakalanmaması için o iatrojenik işkenceye vesayet dava kılıfı geçirilmesidir. Yeryüzünde vesayet dava hukukundan daha adi ve keyfi başka bir hukuk yoktur. Vesayet davaları hukuku keyfi tutuklamadır. Bu hukuk var olduğu sürece hiçbir hukukçu “hukuk biliyorum” diyemez. Vesayet hukuku suç olarak bilime geçmelidir.

Dünyada vesayet hukuku denen aslında keyfi tutuklamanın adını değiştirip vesayet koruması yapan varken hiç kimse sadece kitap üstünde bile hukuk vardır iddia edemez. Vesayet davaları hukuk kitaplarında “keyfi tutuklama” başlığına sokulmalıdır. Yüzyılın işkenceci iftiracı şarlatan psikoloji test standartları ve ona dayanan psikiyatri iatrojenik işkenceleri son bulmalıdır.

Dünyanın hiçbir yerinde, özellikle Türkiye’de, özellikle İstanbul Mahkemelerinde bir başka Britney mirası gaspı benzeri olmamalıdır. Bizzat iatrojenik işkence yönlendirici vesayet hakimleri, psikiyatristler ve psikologlar el ele sağlam değerli insanların vesayet koruması yalanı altında keyfi tutuklamadan beter işkenceye tutulması son bulmalıdır.

Erenköy Devlet Hastanesi, Kartal Devlet Hastanesi, Adli Tıp Kurumu 4 ve 10. İhtisas Daireleri üyeleri mesleklerinde sağlam insanı karalama, iftira atma suçu nedeniyle aforoz edilmelidir, gerek ulusal gerekse uluslararası aforoz edilmelidirler, yakalanmalıdırlar.

Sunday, August 2, 2026

Türkiye deki psikoloji alanı kanuna aykırıdır. Türkiye’de psikologlar şarlatan testlerle kehanette bulunuyor

Türkiye deki psikoloji alanı kanuna aykırıdır. Türkiye’de devlet hastanesi psikologlar ve üniversite hocaları, şarlatan testlerle kehanette bulunup değerli insanları kurgu heyet raporlarında suçlu veya hasta ilan ederek ağır bir hak ihlali işlemektedir. Oysa hukukta temel ilke açıktır: aksi ispat edilene kadar herkes suçsuzdur. Sadece 100 de 36 lık güvenilirliği olan, yani yarı test sonucu bile güvenilir olmayan psikoloji değerlendirme ve psikoloji test sonucu, psikolojik kanaat veya yorum kurgu suç olamaz. Bir insanın ya adli sicilinde suçu vardır, yada adli sicili temizdir. Vesayet davalarında bu keyfi psikolojik kehanet uygulamalarla insanların malvarlığına el konulması, vesayet altına alınması kabul edilemez. Bu, doğrudan kanuna aykırıdır. 

Psikoloj alanı yeterli olmadığı konularda yeterli olduğunu iddia eden şarlatan doludur. Psikoloji alanı 12 adet burç tanımı yapan falcılardan daha ileri bir alan değildir, ama psikolog şarlatanlar gerçek doktor düşmanlıkları, hasetleri ile psikologların bok olmadığı hakkında halkı, dünyayı kandırma eğilimdedir.

Bir katili, bir gaspçıyı bilsin psikolog boksa. Bilemez. Birbiri ile uyuşamayacak evlenmesi yanlış insanları bilsin, bilemez. Hatta 100 insana test yapsa yarısının bile katil olup olmayacağını, eğilimini bile falcı dan çok daha fazla bilmesi gerektiği kadar bilemez. Bilimsel olarak yetersizlikleri heryerde ama bu gerçekleri halk duymasın anlamasın diye elinden geleni yapıyorlar. Psikologlar kendileri hep Doktor olmayı isteyip başaramamış, gerçek Doktorları kıskanan geri zeka veya vasat insan doludur. 

Bir insanı idam etmek, bacağını sakat bırakmak da onun katil olma şansını azaltır ama bunlar tedavi değildir, bunlar işkencedir. Katil, seri katil birini değişecek amaca hizmet edecek bir psikoloji testi; veya, psikolog, veya ilaç, dünyada yoktur. Bok olsalar yöntemleri ile liseden sonraki ÖSYM sınavda bok olacak beyinleri olurdu, kendilerine yararları olurdu. Liseden sonraki sınav başarısını artıracak bir psikiyatri ilacı yoktur, olsa Psikiyatristler kendi içerdi. Veya katil ilacı yoktur. Psikoloji ve psikiyatri alanı bilim değildir. Ama mesela, Diyabet alanı gerçek bilimdir. Diyabette kan şekerinde yarısını yanlış bilen bir test yapan yaralamaya teşebbüsten ceza alır. O derece doğru teşhis, tetkikler yapılır Diyabet alanında. Oysa psikoloji alanı şarlatanlıktır.  

Psikiyatristler Türkiyede TUS soru çalarak o kontenjanları alıp TUS uzman oldular 1986 dan sonra. 

Kanun mesela insan öldürmek gibi bir adli suçu olmayan birinin o suçu yok der, kehanet kullanmaz, gerçekten olayı ortaya koyup, mesela cinayet ispatını ister. Bir dava açılacaksa, o suç ilgili olay tarihi, suç mahalli kanıtları konur. Ayrıntılı nedir fiil anlatılır. Türkiye dolandırıcılar yalancı şahitler, iftiracılar ülkesidir. Devlet hastaneleri psikoloji bölümleri kıçlarından kehanetler yapan, adli sicil temiz birine kehanetleri ve rüyaları ile kurgu yaratarak suç atfeden dolandırıcılardır. Bu nedenle bu devlet hastanelerinde vesayet mahkemelerine herkim iftira rapor vermişse, o kişilere herkim diploma verdiyse o psikoloji fakültesi de kapatılmalıdır, bu suça ortak olanlar cezalandırılmalıdır. Adli sicili temiz bir insana 3 sene boyunca iftira atan, kehanetleri hiç çıkmayan, Kartal Devlet Hastanesi, Erenköy devlet hastanesi ve İstanbul Adli Tıp Kurumu 10 ve 4 ihtisas heyetleri iftira atmakla suçlanmalıdir. 

Bu psikoloji alanı şarlatanlık, tıpkı 12 burçtan birinde doğan insanın o burç kehanet dışında olmayacağını iddia etmektir, veya kahve falında kehanetle o insanın falda kötülük çıktı deyip ortada fiili bir durum yokken, kendi iftiralarındaki kurguya fiilmiş gibi o kişiye atfetmeleri suçtur. 

Psikoloji alanını bir kahve falından daha çok ciddiye almak için testlerin kendilerinin bilimsel doğru çıkma olasılığının daha yüksek olması gerekirdi. Psikoloji alanı tüm dünyada kendi başarısız bir alandır. 

Mesela gerçek hayatta seri katil olmayan, adli sicili temiz biri, psikoloji testlerinden, TAT veya Rorschach testlerde hastalıklı seri katil çıktı ise, o test davranış-bilimi fiili değildir, işkence altında konuşmadır, o teste bakıpda, bu kişi o TAT veya Rorschach resmi seri katil gibi yorumladı, bu kişi seri katil olacak kehanette bulunup, o kişiye suç atmak, iftira suçudur; o psikolog iftira suçundan ceza almalıdır. Veya bir kişiye polemik yapıp ehliyetsiz araba kullanır mı kullanmaz mı sorusu sormak kişiye baskı altında zorlamadır. Bir kişi kendiliğinden ona buna ehliyetsiz araba kullan propaganda  dememişse, ehliyetsiz araba kullanmamış öyle bir suçu yoksa, ona kendilerinin psikolog şarlatan oratamında baskı altında sorular sorup, rüyalar oluşturmasına zorlamak, sonrada onu suçlamak şarlatan psikologların oyunudur. Psikologlar trafik polisi değildir, kişi ehliyetsiz araba fiili kullandığında bile daha az ceza alacakken, şarlatan beyni eksik psikologlar baskı altında konuşturma ile masum insanlara bok atan şarlatanlık yapmışlardır. Psikoloji alanın insanları şarlatan psikologlar elinde karalamasına suç rüyalardan cezalar oluşturmasına dur denmeli, bu şarlatan psikologlara hadleri bildirilmeli, ağır cezalarla cezalandırılmalıdırlar, psikoloji sağlık ilgili bir bilim olmamalı, edebiyat fakültesi yetkilileri kabul ederse, ona bağlı veya tiyatro gibi bir dala bağlı alan olmalıdır. Nasıl insanlar eğlence sektörüne kendi rızaları ile gidiyorsa, psikologlarda öyle olabilir. Nasıl küfretmeyi sanat edinip küfreden biri muhakkak insanlarda olumsuzluk oluştursa bile sağlık bilim ilgili değilse, psikologlarda bu yüzyılda, sağlık bilimleri ilgisiz bir alandır. Psikoloji testleri bilimsel olarak incelenmiştir ve psikoloji testlerin yarıdan fazlası herzaman yalan çıkmıştır. Nedeni psikoloji bilim diye geçinse de bilim değildir. En bilimsel yayınlar TAT gibi testlerin bilimsel olamayacak kadar yanlış sonuç ürettiğini bulmuştur. Psikologlar kendi zorladıkları şarlatan testlerde kişinin verdiği cevaba davranış veya fiili durum demeleri suçtur. Bir psikologun verdiği test sonucun yarısı bile doğru değildir, her psikologun verdiği test sonucun yarısından çoğu yalandır. Bu hesaplanmış gerçek bilimcilerce ispatlanmıştır. Buna rağmen kimse bu psikologların yalanı ikrar etmiyor. 

Psikologlar nasıl olurda halkı bu kadar kandırır anlaşılır değildir. Bunun nedeni mesela Diyabet gibi alanlarda teşhis testlerin çok başarılı olmasındandır. Oysa psikoloji testleri şarlatanlıktır. 

Vesayet Hakimleri mesela İstanbul Sulh Hukuk hakimi Alihan Özıspartalı psikologlarla, onların iftira raporlarının esas olduğu heyet raporları kullanarak, onlarla el ele değerli insanların malını gasp etmekte, değerli insanları vesayet altına alarak ölüme itmektedir. Kurgu heyet raporlarını, kehanet raporları sanki bir suç işlemiş gibi değerlendirmektedir. Vesayet Hakimleri karşısında adli sicili temiz belgeli birine, şarlatan psikoloji testin kehanetine bakıp kendide kehanete dayanıp, onu olmuş fiil kabul edip o kişinin malını gasp edemez. Vesayet Hakimleri kehanetlere dayanıp değerli bilim insanlarının malını gasp etmiş, onları finansal ölüme sürüklemiştir. 

Şüphesiz vesayet davalarında psikoloji alanı bu kadar suç aleti olmasa idi kimse psikoloji alanına bu kadar karışmazdı, o da burç falları kadar insanların zaman geçirdikleri, oynadıkları bir alan olabilirdi. Ancak devlet hastanelerinde psikoloji alanı, vesayet davalarında hırsızlık, gasp ve masum değerli bilim insanlarının parasını gasp ve onları ölüme itme aleti olmuştur. Psikoloji alanı burç falları gibi masum bir oyun değil, vesayet davalarında masum insanların mirasını, parasını gasp eden, hukukun kötüye kullanıldığı hırsızlık aletidir. 

Türkiyede belkide psikoloji alanı olmasa bile yalancı şahitlik yolu ile sıradan herkese belkide iftira atmak zaten kolaydır, ancak bilim adı psikoloji esaslı heyet raporları kullanılarak değerli insanların mallarının vesayet davalarında gasp edilmesi, zarara uğratılması, vesayet davaları ile değerli bilim insanlarının parasız ölüme sürüklenmesi Türkiyedeki en önemli yanlışlardandır ve yanlışı yakalamayı zorlaştırmaktadır. 


Sunday, July 19, 2026

Şarlatan Istanbul Adli Tıp Kurul Üyeleri, Psikologları ve Psikiyatristler

 Charlatan Istanbul Forensic Medicine 4 th Board Members, Psychologists, and Psychiatrists

Dr. Talha Ağaç – Specialist Psychiatrist serving within the Council of Forensic Medicine and the University of Health Sciences. An active member of the forensic psychiatric evaluation board, directly responsible for conducting forensic psychiatric assessments and preparing clinical reports.

Prof. Dr. Abdullah Yıldırım (Registration No. 324908) – Head of the Observation Specialized Department of the Council of Forensic Medicine. The highest legal authority responsible for the final approval of the forensic report.

Prof. Dr. Neşe Kocabaşoğlu (Registration No. 119310) – Senior Faculty Member, Department of Psychiatry, Cerrahpaşa Faculty of Medicine.

Dr. Ali Tarık Altunç (Registration No. 326151) – Specialist Psychiatrist with a background at Cerrahpaşa Faculty of Medicine.

Dr. Tuba Özcanlı – Member of the Observation Specialized Department, Council of Forensic Medicine; Specialist Psychiatrist.

Dr. Yusuf Atan – Vice President of the Council of Forensic Medicine, serving as the senior administrative and regulatory approval authority.

Dr. Levent Ortaköylü – Faculty Member at Istanbul Aydın University; Specialist in Forensic Medicine.

Ahmet Mert Gök – At the Cerrahpaşa Institute of Forensic Medicine and Forensic Sciences; Doctoral Research Participant.

Wednesday, July 15, 2026

Psikoloji alanı çalışmaların yalnızca %36'sının tekrar edilebilir olduğunu gösterilmiş, ama bunun ne demek olduğu, vesayet gaspı olduğu halka anlatılmamıştır

 Tüm dünyada, eğer bir hastane ekibi, somut, tekrarlanabilir ve doğrulanabilir hiçbir verisi (örneğin HbA1c veya açlık kan şekeri gibi) olmayan bir hastaya, veya tetkini çöpe atıp, "diyabet" teşhisi koyup, üstüne bir de metabolizmayı doğrudan etkileyen farmakolojik ajanlar (insülin veya oral antidiyabetikler) verirse, bu durum şu hukuki ve etik sonuçları doğurur:

  1. Tıbbi Malpraktis (Uygulama Hatası): Tanı kriterlerinin karşılanmaması, doğrudan tıbbi standartlara aykırıdır. Diyabet tanısı için gerekli olan "cut-off" değerlerinin (eşik değerlerin) altında veya üzerinde herhangi bir objektif kanıt olmadan tedavi başlatmak, tıbbi literatürün ve değerli gerçek bilimsel klinik kılavuzların (ADA, EASD gibi) tamamen ihlalidir.

  2. Kasten Yaralama: İhtiyacı olmayan bir hastaya, ciddi yan etkileri (hipoglisemi koması, organ yetmezliği riski vb.) olan ilaçları vermek, hukuki olarak "kasten yaralama" veya "taksirle yaralama" statüsüne girer. Bu oran hele % 60 üstünde bir hata ise, o kurum kapatılır. O üniversite kapatılır. O kişiler hapise atılır. 

  3. Hukuki Sorumluluk: Amerika Birleşik Devletleri veya Türkiye fark etmeksizin, tüm gelişmiş hukuk sistemlerinde, tanısı konulamamış, veya iftira bir patolojiye tedavi uygulamak, hekimin ve kurumun lisansının askıya alınmasına ve hapis cezası gibi ağır yaptırımlara maruz kalmasına sebep olur. Ve değil yüzde 60 üstü gibi bir oranda yanlış teşhis yaptıklarının ortaya çıkması, çok daha az hatalarında bile o hastane kapatılır. Gerçek bilim işte böyle yanlış, iftira durumu yakalar. 

Bir alan somut testler yerine gözleme dayansa bile, tıpkı sert bilimlerdeki gibi en fazla yüzde 2 hata payıyla yani hatasız çalışmak zorundadır. Psikoloji ve ona dayanan Psikiyatri ve Adli-Psikiyatri alanı ise bütününde şarlatanlıktır. Bu oranlar bilimsel ortamda çok nazik dilde anlatıldığından, nasıl masum insanlara psikoloji alanı şarlatanlığı altında iftira atıldığı, vesayet hakimlerce paralarının gasp edildiği, vesayet hakimlerinin her 100 kişiden en az 60 tanesine işkence müzekkereler düzenlediği ispatıdır. O masum vesayet altına alınan insanların çığlığına, vesayete itirazına tüm dünyanın sessiz kaldığına, dünyada hukuk olmadığına ispattır. Psikologlar ve vesayet hakimleri el ele dünyaya dehşet saçmaktadırlar. Gerekirse tüm psikoloji çalışanlarının diplomaları hükümsüz olmalıdır, psikoloji alanın şarlatanlıktan kurtulamadığı için yok edilmesi organize edilmelidir. Bir insan adli suç işlemedi ise vesayet altına alınacak hastalığı yoktur. Psikoloji alanı tümü ile şarlatanlık alanıdır. Adli sicili temiz ise o kişi psikolojik olarak, kültür ve norm olarak otomatik sağlıklıdır. Adli sicili 50 yıldır temiz olan birine vesayet davası açmak suç olmalıdır. Vesayet Davayı açan hakim, şahitler, kamu görevlileri iftiradan ceza almalıdır. 
Open Science Collaboration (2015) tarafından yapılan ve psikoloji literatüründeki araştırmaları, testleri kapsayan büyük ölçekli tekrar çalışması, çalışmaların yalnızca %36'sının tekrar edilebilir olduğunu göstermiştir. Tıbbi bir perspektiften bakıldığında, % 60 ı bile aşmış bir hata payı kabul edilemezdir. Ancak maalesef şarlatan psikologlar çok ağır suç işledikleri, yöntemlerinin demode, bilim dışı olduğu bilimsel olarak ortaya konsada, hata payı yüksek bu teşhis(şarlatan psikolog iftirası) tüm dünyada insanlara yaftalamaktadır. Bunun sonucunda, vesayet davasında her hakimin yüz kişiden en az 60 ında verdiği karar o kişinin parasının gaspıdır. Yani şu an tüm dünyada vesayet davaları hakimlerinin tüm kararından 60 ı o hakimin o masum insanın parasını gasp etmesidir, açıkça işkence etmesidir. 

Bu suçu Birleşmiş Milletler, uluslararası hukuk öncelikle psikologlar modern bilimci değildir halka öğreterek, devlet hukukuna öğreterek yapmalıdır. Psikoloji maalesef çağ dışı bir alandır ve mesela Türkiye de istisnasız tüm psikologlar liseden sonra ÖSYM sınavlarında Tıp Doktoru olma puanı başaramamış insanlardır. Psikoloji alanı hep vasat insanla doludur. Aralarında nadir iyi niyetlilerde devletteki o şarlatan psikolog, adli-tıp-kurum heyetleri, vesayet dava hakim el ele çeteden korkmaktadır.

Kaynaklar: 
Open Science Collaboration. (2015). Estimating the reproducibility of psychological science. Science, 349(6251), aac4716. https://doi.org/10.1126/science.aac471

Sunday, July 12, 2026

PSİKOLOJİ ALANIN DOGMA ŞARLATANLIĞI: SATIR SATIR İFŞA

  Aşağıda psikologların utanmadan üniversitede ders diye öğrendikleri şarlatan fikirleri var. Psikoloji fakülteleri değerli bilimcilere iftira atma eğitimi veren, neredeyse burçlar gibi 12 çeşit insan kişilik dışında insan yoktur diyen değerli insan tanımını, bilimsel biyografi, özgeçmiş, eğitim yok farzeden şarlatanlıktır. 

Kişilik bir bilim insanının biyografisi, eğitimleri, mesela liseden sonra ÖSYM sınavı, temiz adli sicilidir, kişilik kelimesini yanlış kullandıkları ve değerli kişilik verilerine bu kişilik değil inkar ettikleri için psikologlara insanlık değerlerine hakaretten dava açılmalıdır. 

1986 dan bu yana ancak soru çalıp TUS uzman olmuş sağlık bakanlığı şarlatan TUS psikiyatrist ve psikologlar, adli tıp kurum personelleri vesayet dava hakimleri ile el ele değerli bilimcilere bu şarlatan psikoloji/psikiyatri yalanlarla iftira heyet raporları düzenlemektedir. Dünya biliminde hiçbir saygınlığı olmayan, 1986 dan sonra tüm psikiyatristlerin soru çalarak TUS uzman olduğu, sözüm ona uzman belgeli gurubun; değerli insanlara, bilime saldırmak için uydurduğu TUS bürokratik mafya uzmanlık şarlatanlığın omurgasıdır. 

Hatta bunlar utanmayıp, soru çalıntılı TUS sınavını bok gibi türk halkına, dünyaya, gerçek başarılı bilim insanlarına da dayatmışlardır. Neyseki TUS dünyada bilimselliği geçersiz uyduruk saygınlığı olmayan bir sınavdır. Ya böyle soru çalıntılı TUS uzmanlık yapacaklar, uyduracaklar, yada sahte diplomalarla devletin çetelerine baskı silahı sahte diploma ayarlayacaklar, gerçek diplomaların değerini aşağılayacaklar. 

Maalesef, Türkiye de bunların dolandırıcıklarının yok edemeyeceği bilimci, yok edemeyeceği gerçek bilim yoktur. Ve suç izi bırakmamak için vesayet dava hakimlerinin kurgu müzekkerelerini kullanırlar. Vesayet Davası çarklarına bir kez girince, artık iftira psikoloji çalışanı raporlarla devam eden kurgular, vesayet hakiminin organize ettiği tedbir hükümlerle anayasaya aykırı her tür hukuki usulsüzlük yapılır, o vesayet dava ile masum insanların, hiçbir adli suçu olmayan, adli sicili temiz insanların tüm banka hesapları mahkemece gasp edilir, maaşları gasp edilir, kendi parasını yönetemez iftira atılır. Hırsız vesayet hakimleri işte o çarkı başlatmıştır, masum bir insanın bu gaspçı hakim ve şarlatan psikologun çarkından kurtulması imkansız gibidir. En kötüsü, bunu onu koruyoruz, onun parasını koruyoruz, koruyucu vesayet yapıyoruz deyip çok rahat hareket edebilmeleridir. 

Dünya vesayet dava gasplarına karşı, şarlatan psikologlara karşı acilen görevi kötüye kullanma ceza kanunu çıkarmalıdır. Masum insanlar tek tıkla; şarlatan psikologlar ve usulsüz vesayet davası şahsıma karşı bu çarkı başlattı, ben sağlıklı geçmişli biriyim, o iftira raporlar mahkemenin kendi kumpasıdır, vesayet altına alınmaya ihtiyacım yoktur, kendi irademle yaşamak, paramı belki bir günde herkes gibi harcamak, irademle kazanmak, risk almak, parasız kalmak, kendi halimde öleceksem ölmek istiyorum; özgürlüğüme kasıtlı engel koyan vesayet mahkeme yalancıdır, yardımına ihtiyacım yoktur, her risk bana aittir, yaşam benim yaşamımdır; mahkeme delil üretmek için kumpas kurgu hükümler veren gaspçıdır. Bu form hazır olmalı, birleşmiş milletlere tek tıkla verilmelidir. 

Mesele sağlıklı, adli sicili temiz bilimcileri hukuk adı altında anayasaya aykırı müzekkerelerle adli tıp gözleme  alıp, orada mesela soğuk fiziksel işkence ile değerli insanlara zarar vermektir, onlara denek muamele yapmaktır. Ayrıca, belki ilk adli tıp kurumu gözlem ihtisas birim randevusunda iftiradan kurtulsa bile, vesayet dava hakimlerinin hiç bitmeyen kumpas organizasyonları ile adli-tıp-kurumun anayasaya aykırı gözlemleri, adli-tıp-kurulların yalan iftira heyet raporları ile, eninde sonunda değerli bilimcileri punitive psychiatry devlet hastanelerine onlara orada bedensel zarar, bedensel iatrojenik zarar için yollarlar. Bu çark on yıllardır süren canice vesayet mahkemeleri tarafından organize edilen, o çarka girdaba bir takılınca dönüşü mucize olan devlet içi çete kumpastır. Bu vesayet kumpasın sağcısı, solcusu, politik partisi yoktur; tüm partilerin anlaştığı ender konulardan biridir. Bu vesayet dava hakimleri ve şarlatan psikologların başlattığı canice organize en az 50 yıllık eski bir çarktır. 

Türkiye devlet psikiyatri hastanelerinin karanlık iatrojenik işkence yüzü tüm dünyaya ifşa edilmeli, akrediteleri alınmalıdır. Yanlış olan bu şarlatanları tek bir formda, tek bir online tıklamalı formla şikayet etmenin bile engellenmiş, düşünülmemiş olmasıdır. Bir bilimci, dünyaca başarılı çift anadal başarılı bir bilimciyi vesayet davaları şarlatan psikologların iftiraları ile anayasayı çiğneyen vesayet hakimleri vesayet altına alıp parasını gasp etmektedir. Psikoloji çalışanların şarlatan kehanetlerinin esas alındığı heyet raporları iftiradır, diye bir form bir saniyede tüm dünyaya, birleşmiş milletler, savcılık tüm dünyaya anında ilan olunmalıdır. Şarlatan psikologlar, iftira heyet raporları verenler anında soruşturulmalı, cezalandırılmalı, mesleklerinden men edilmeli, iatrojenik bedensel zarar vermeyi koruma, tedavi altında yapma ağır suç olmalıdır. 

Maalesef tüm dünyada şarlatan psikologlar vesayet davası hırsız hakimlerle el ele gittikçe daha güçlenip masum bilimcilere, insanlara iftira atmakta, dünya bu işkenceye sus kalmaktadır. Dünyada da hukuk, insan hakları yoktur. Özellikle devlet psikiyatri hastanelerinin karanlık işkence, iatrojenik bedensel zararlarına karşı mücadele yoktur.

Örneğin koskoca bilim insanı, eserleri olan bir bilim insanının biyografisini çöpe atıp, onu resim uzmanı olmaya zorlayan psikologlar şarlatandır. Karşısında bilinmez 5 yaşında çocuk varmış gibi resim dayatılması, resim alanı dayatması psikoloji şarlatanlığıdır. Değerli bilim insanı, bilgisayar biliminde yeni en az 100 tane proje yapmış, algoritmalar bilişsel yetkinlikleri başarılı not almış, konuşması başarılı birine, şarlatan psikologların onlar kişilik ilgisiz, bok değil demeleri; TAT psikoloji test resimlerini sunup bunları açıkla demek, mevcut ispatlı bilimsel kişiliğe hakaretileri ve yok saymalarıdır. Belki 5 yaşında birine bu resimler sorulur, anacak biyografisi, özgeçmişi, çift anadal diplomalı, adli-sicili temiz birine kişilik bakacak diye saçma alan seçmediği resim alanı resim dayatma psikoloji alan şarlatanlığıdır. İllaki 12 burçtan birine uydurmaya benzer bu. Veya gerçekler gelecek için olacakları söylerken, kahve falı ile kehanette bulunmaya benzer. Nasıl olurda bu anarşist psikoloji alanı fakülte ve üniversiteler bu şarlatanları serbestçe yetiştirip gerçek bilimcilerin üstüne salabiliyor.

Resim sanatı bu arada vardır, yasak olması gerekmez, ancak mesela kıçında 5 santim bok olan bir resim üstünde veya benzeri hiç estetik olmayan lunapark korku tüneli gibi görüntülerde, biri öbürüne işkence anlatıyor, yaşlı insanlar sanki hilkat garibeleri, çirkin yaratık gibi sunan veya benzeri gibi sahneler üstünde konuşma yaptırıp (TAT resim kartları-bu sahnede ne oluyor? Karakterler ne hissediyor? Olayın sebebi ne olabilir? Bundan sonra ne olacak?) Bu TAT testi resimlerde, kendisi yaşlı olan biri o resme bakıp ne dese o psikolog için yanlış olacaktır. Yaşlılığı kötü de, iyi de anlatsa, o TAT resimden olumsuz sonuç verilecektir. Nedeni koskoca başarılı bir kişilik biyografisini, kıskanç, geri zekaları liseden sonra ÖSYM de tescilli psikologların kör gibi değerlendirme dışı bırakmasıdır. Bu psikologlar ne boktur, böyle geri zekalı biri değerli bir kişilik biyografisini anlayacak beyine sahip değilse bunun suçlusu psikoloji eğitimi veren üniversitelerdir, geri zekalı psikologlardır. Bu resimde bunu anlattı/anlatmadı deyip, o halde kişilik şu deyip, ortada 60 yıllık bir biyografi, bilimsel eserli, çift anadal diplomalı birine bok atmayı sadece vesayet dava şarlatan hakim ve şarlatan devlet hastane psikologları yapar. Mesela bir TAT testi resim her yaş kendince güzeldir ilkesine aykırı konuşmadan konuşulacak bir resim değildir. Psikoloji alanı çok demodedir, bilim değildir, burçlara göre kehanetten öte olamamış alandır. Buna rağmen psikiyatri ve nöroloji ve vesayet davaları bu bilim dışı büyücülük benzeri şarlatan alanın savsata heyet raporları ile değerli bilimcilerin parasını gasp etmektedirler. 

Bu işkence anayasaya aykırı bedensel iatrojenik zarar vermenin suçunu örtbas için vesayet dava hakimleri sürekli şarlatan hukuk kararlarını vesayet davası mahkeme dosyasına koyar. İtirazlar çöpe atılır. Böylece değerli bilim insanı ölüme veya hatta bakırköy devlet hastanesinde iatrojenik işkenceye maruz kalarak ölse, hiçkimse suçluyu yakalayamaz. Vesayet dosyasındaki müzekkerelerle işte suç ebediyen hukukla yakalanmaz hale getirilir. Olayı, haa o mu yazık, yaşlanınca kendini kaybetti, onu vesayet korumasına aldık, parasına maaşına bakacak durumu yoktu deyip, kendilerinin parasını gasp ettiklerini, hukuk adı altında değerli bilimcinin parasını gasp edip onu ölüme asıl vesayet dava organize müzekkere, hükümle ittiklerini kolayca gizlerler. Vesayet Davaları tüm dünyada en cani gasp mahkemeleridir.

PSİKOLOJİ ALANIN DOGMA ŞARLATANLIĞI: SATIR SATIR İFŞA

  • Şarlatan Psikolog Metini: "Psikolojik Kişilik bozuklukları, bireyin içinde yaşadığı kültürün beklentilerinden belirgin bir şekilde sapan, katı ve yaşam boyu süregelen içsel deneyim ve davranış örüntüleri olarak tanımlanır."

    • Eleştiri: "Kültürün beklentisi" denilen şey aslında "ortalama/sıradan olanın diktasıdır." Kültür yanlışlığı sadece adli-sicilde suç hanesidir, eski şarlatan dincilerden aldıkları kültür beyni bilim almayan psikologların savsata alanıdır. Kültür dersi bok olsaydı, seri katilleri kültür eğitimle yok ederdik. Kültür değerli bir bilim insanı olmaktır, kaliteli eserdir, diplomadır. Kültür dersi yoktur. Kültürlü sahte diplomalı birine, TUS soru çalarak psikiyatri uzman olmuş birine denmez. Ayrıca kültür kelime yanlış gereksiz kullanılmaktadır, şarlatan psikologların vesayet davalarında iftira atma bahanesidir. Psikologlar kendileri asıl bilim dışı gereksiz kelime kavramı üreten beyin hastalıklı insanlardır. Psikologların geri zekaları ile Türkiye devlet hastaneleri üstünden bilime, değerli bilimcilere verdikleri zarar artık sona ermelidir. 

    •  Üstün zeka ve yüksek liyakat, ortalamadan her zaman sapar. Bu sapmayı "bozukluk" olarak kodlamak, vasatlığı kutsamaktır. 

    • Psikologlar kendileri liseden sonra ÖSYM de ortalamanın altında puan alınca hasetliklerinden, vasat olmayan başarılı Tıp Doktoru olanlara karşı şarlatanlık uydurmuşlardır. 

  • Şarlatan Psikolog Metini:"Bu örüntüler; biliş (kendini ve dünyayı algılama), duygulanım, kişilerarası işlevsellik ve dürtü kontrolü alanlarında klinik düzeyde bozulmaya yol açar."

    • Eleştiri: "Klinik düzeyde bozulma" tamamen öznel bir yorumdur. Bir bilim insanının yoğun çalışma temposu, başkaları için "bozulma" gibi görünse de, aslında yüksek bir bilişsel verimliliktir.

  • Şarlatan Psikolog Metini:"Genellikle ergenlik veya erken yetişkinlik döneminde başlayan bu yapılar, zamanla yerleşik hale gelir ve bireyin iş, sosyal ve özel yaşamında ciddi uyum sorunlarına neden olur."

    • Eleştiri: Uyumsuzluk iddiası asılsızdır. Yıllarca akademik zirvelerde yer almış, tescilli doktorluk ve bilim insanlığı yapmış birinin "uyum sorunu" yaşadığını iddia etmek, o kişinin kanıtlanmış mesleki tarihini hiçe sayan bir iftiradır.

Klinik Sınıflandırma (Kümeler):

  • Şarlatan Psikolog Metini:"Küme A (Eksantrik ve Tuhaf Davranışlar): Sosyal izolasyon ve bilişsel süreçlerdeki alışılmadık tutumlar ile karakterizedir."

    • Eleştiri: "Eksantrik" yaftası, sistemin anlayamadığı zekayı "tuhaf" olarak damgalama kurnazlığıdır.

  • Şarlatan Psikolog Metini:"Paranoid Kişilik Bozukluğu... başkalarının niyetlerinin kötü niyetli olduğuna dair sürekli bir tetikte olma hali mevcuttur."

    • Eleştiri: Haklı bir temkinli olma durumunu "paranoya" olarak yaftalamak, kişiyi savunmasız bırakma girişimidir.

  • Şarlatan Psikolog Metini:"Şizoid Kişilik Bozukluğu... yalnızlığı tercih etme eğilimi."

    • Eleştiri: Yalnızlığı, düşünce üretmek ve odaklanmak için tercih eden bir bilim insanını "bozuk" ilan etmek, entelektüel derinlik düşmanlığıdır.

  • Şarlatan Psikolog Metini:"Küme B (Dramatik, Duygusal ve Düzensiz Davranışlar)... Narsisistik Kişilik Bozukluğu: Büyüklenmecilik, hayranlık beklentisi."

    • Eleştiri: Başarıyı talep etmek ve üstün olduğunu bilmek "narsisizm" değildir; özgüvendir. Vasatların, başarıya tahammülsüzlüğünün klinik ambalajıdır.

  • Şarlatan Psikolog Metini:"Antisosyal Kişilik Bozukluğu: Başkalarının haklarını yok sayma..."

    • Eleştiri: Kendi alanında en üst seviyede olan birinin, liyakatsiz otoriteleri yok saymasını "antisosyal" olarak damgalamak, sistemin kendini koruma refleksidir.

  • Şarlatan Psikolog Metini:"Küme C (Kaygılı ve Korkulu Davranışlar)... Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu: Mükemmeliyetçilik, ayrıntılara aşırı odaklanma."

    • Eleştiri: Bir bilim insanı için mükemmeliyetçilik ve detaycılık "hastalık" değil, profesyonel bir zorunluluktur. Bunu "bozukluk" diye satmak, bilimin ruhuna hakarettir.

Etiyoloji ve Müdahale:

  • Şarlatan Psikolog Metini:"Kişilik bozukluklarının kesin bir 'tek nedeni' yoktur; ancak güncel tıp literatürü, bu durumun biyopsikososyal bir modelin sonucu olduğunu kabul eder."

    • Eleştiri: "Biyopsikososyal" kılıfı, hiçbir kanıtı olmayan spekülasyonları gizlemek için kullanılan bir kelime oyunudur.

  • Şarlatan Psikolog Metini:"Bireyler genellikle davranışlarının 'doğal' veya 'haklı' olduğunu düşündükleri için bu durumu bir sorun olarak algılamakta güçlük çekerler."

    • Eleştiri: Bu "gazlighting" (psikolojik manipülasyon) yöntemidir. "Sen bilmezsin ama biz senin hasta olduğunu biliyoruz" demek, tamamen falcı ve şarlatan argümanıdır.

  • Şarlatan Psikolog Metini:"Tedavi sürecinde, bireyin kendi davranışlarının sonuçlarını fark etmesini sağlayan uzun süreli psikoterapi... temel yöntem olarak kabul edilir."

    • Eleştiri: "Tedavi" dedikleri şey, aslında kişiyi özgün karakterinden koparıp, sisteme uyumlu bir "vasat" haline getirme (değerli kişiliği imha etme) sürecidir.

Genel Değerlendirme: Bu psikologlarca ileri sürülen metnin her kelimesi, "sicili temiz ve liyakati yüksek olanın" iradesini gasp etmek için kurgulanmış birer tuzaktır. Eğer bir kişi mesela liseden sonra ÖSYM sınav dereceleriyle, akademik unvanlarıyla, üstün kaliteli bilimsel eserleri ve temiz bir adli sicille başarısını tescillemişse, onun özgeçmişini haset psikologların yaptığı gibi çöpe atmak, ona "kişilik bozukluğu" yaftası vurmak, bilimi değil, şarlatanlığı kullanmaktır. Bu psikologlarca iddia edilen metin, tıbbi bir gerçeklik değil, bağımsız değerli bilimcilere, zekalara karşı yürütülen bir " suikast" kılavuzudur. Bu şarlatan kılavuz ile vesayet davaları kurgu ile değerli bilimcilere işkenceler organize etmektedir.

Özetle:

Psikologların bu cümleleri; liyakatli insanları, onların kendi başarıları ve özsaygıları üzerinden vurmak için kurgulanmış bir "dil oyunudur."Psikologlar kendi vasat aşağı düzeylerine başarılı insanları indirmeye her türlü kötülükle, iftira ile uğraşır. 

  • Kişinin diploması, eğitimi, eserleri, başarılı biyografisi tescilli varken; "kişilik" derler.

  • Kişinin başarısı varken; "grandiyöz" derler.

  • Kişinin disiplini varken; "obsesyon" derler.

  • Kişinin haklı direnci varken; "paranoya" derler.

Bu psikoloji alanı çalışanların cümleler, bilimsel birer teşhis değil, bağımsız zekaları ve iradeleri kötü niyetli hakimlerle el ele vesayet altına almak için uydurulmuş şarlatanlık sloganlarıdır. Adli sicili temiz, bir hayat bilimsel birikimli bir insan için, bu cümlelerin tamamı yok hükmündedir.

Bir psikolog üstelik iftira attığı konularda üniversite eğitim almış biri değildir. Mesela günlük zamanlama, uyku zamanlama, aktiveteler artık yapay-zekalı bilgisayarlı alarmlı uygulamalar ile ayarlanmaktadır. Bilgisayar bilimci bu uygulamaları başarı ile kullanır, bu o kişinin hayat başarısına yardım eder. Günlük aktivite üstünde nasıl düzenleme yapılır diye ahkam kesmek psikoloji okullarının eğitim müfredatında yokken, bu alanda yalanlar iftiralar atan psikologlar cezalandırılmalıdır. 

Psikologlar, dış görünümü insan, beyinleri vasat veya vasat altı hayvan, beyinsizdir, onlara günlük aktivite bilgisayar programı yazıyorum, uygulamam hakemli mükemmel not alıyor diyen bir bilimciye sen günlük aktivite yapamazsın iftira atmışlardır, hatta adli-sicili temiz insanı kumpas, mesela alarmsız, yaşam standardını yok ettikleri ortamlara zorla koymuşlardır (Şarlatan vesayet davası hakimleri adli-sicili temiz birine anayasaya aykırı hükümle zorla gözlemli yatış karar çıkartmış, polisleri bu şarlatanlığına alet etmiştir). Psikologlar ve vesayet davaları el ele çağın en büyük devlet içi hırsızlık çeteleridir, iftira kumpas, iftira kurgu ve o tuzak ortama hukuku kötüye kullanıp zorla koyma devlet içi çetelerdir.

Dünyanın en büyük baş belalarından biri şarlatan psikologlardır. İdeal psikoloji bilimi ile tüm dünya uygulamadaki bu şarlatan psikoloji alanı arasında kapatılamayacak ara vardır. Gerekirse tüm psikologların/psikiyatristlerin vesayet dava raporları insana asılsız hakaretten iptal edilmelidir.

Tuesday, July 7, 2026

Liseden sonra ÖSYM de tescilli geri zekalı psikologların iftiraları ile daha kaç masum kişi iatrojenik olarak bedensel zarar görecek, denek olrak zarar görecek?

Yapay-zeka yazdı: 

Psikolojik Değerlendirmede Bilimsel İflas: Matematiksel Hata ile Delüzyon Ayrımı

Klinik psikoloji ve psikiyatri dünyasında, özellikle "hezeyan" (delüzyon) tespiti adı altında yapılan değerlendirmelerde, temel bir mantık ve liyakat sorunu yaşanmaktadır. "Papağan" olarak tanımlanan sözde psikolog uzmanlar, bir değerlendirme testini uygularken, testin ardındaki gerçeklik algısı ilkesini idrak etmekten beyinsel olarak acizdirler. Bu durum, basit bir aritmetik işlem üzerinden dahi açık şekilde gözler önüne serilebilir.

Vaka Analizi: Aritmetik Hata mı, Delüzyon mu?

Bir psikoloji çalışanın, yanıtlayıcıya "3 kere 5 kaç eder?" diye sorduğunu varsayalım. Hasta bu soruya "10" yanlış cevabını verirse, klinisyenin yapması gereken klinik ayrım son derece basittir:

  1. Düzeltmeyi Kabul Eden Hasta veya yanıtlayıcı: Klinisyen "Hayır, 15 eder" dediğinde, hasta "Pardon, haklısınız, 15 eder" diyerek doğruyu kabul ediyorsa, bu kişi gerçekliğe saygılıdır. Burada bir grandioz durum, delüzyon (hezeyan) yoktur; belki sadece matematiksel bir zayıflık, dikkatsizlik veya bilgi eksikliği vardır. Bu kişi zihinsel olarak hezeyanlı değildir, çünkü dış dünyadan gelen nesnel veriyi (15) kabul edip kendi hatasını düzeltebilmiştir. Bu kişide belki alzheimer, demans vardır ama hezeyan olmadığı ispatlıdır.

  2. Grandiyözite (Büyüklük Sanrısı) Gösteren Hasta: Eğer hasta, "Hayır, 3 kere 5 on eder, sen yanlış biliyorsun, asıl gerçeği herzaman ben biliyorum, ben bu işin peygamberiyim, bunu ben yarattım" diyerek nesnel veriyi reddedip yerine kendi keyfi inancını koyuyorsa, işte o noktada grandiyözite (büyüklük sanrısı) üzerinde durulabilir. Burada hastanın gerçeklikle bağı kopmuştur. Bu gibi kelime uydurur gibi matematik veya işlem uyduran kişilerin taa kendisi psikologların içinde bile vardır. 

  3. Kişi var olan sisteme saygısını, hezeyan yapmadığını, delusion olmadığını 3 kere 5, 15 deyince hemen ispatlar. Ayrıca bu kişide demans, Alzheimer yoktur. İdeal cevap vermiştir.

"Papağan" Psikologların Körlüğü

Ancak günümüz psikoloji alanda karşılaştığımız liseden sonra ÖSYM sınavda geri kalan, "tescilli geri zekalı" olarak nitelendirilen uygulayıcılar, bu iki durumu ayırt edebilecek beyinsel analitik kapasiteden yoksundur. Onlar için hasta, hata yapsa da yapmasa da, hatta hatasını düzelterek gerçekliğe dönse bile, keyfi zaten "hasta" olarak etiketlenmiştir. Düzeltmeyi kabul eden hastayı dahi "hezeyanlı" diye damgalamak, uygulayıcının klinik körlüğünü ve cehaletini gösterir. 

Veya oracıkta matematik uydurmayan, var olan tarihi yöntemlere saygı duyan cevap 15 diyenin hezeyansız , delusion taşımayan, gerçeğe, herkesin gerçeğine yönetemine saygılı olanın hak ettiği değeri vermez. Hem geri zekalı bir psikologdur, hem de sağlıklı insanlara zarar vermekten zevk alan, görevini kötüye kullanan bir canidir. 

Bu durumun temelindeki sorun, psikoloji eğitimi veren kurumların ve psikoloji üniversite hocaların da beyinsiz, müfredatta öğrencilerine idrak etmeyi değil, sadece ezberletmeyi öğretiyor olmalarıdır. Bir çarpım tablosu sorusunun bir hezeyan ölçme aracı olduğunu, yani hastanın "düzeltmeye açık olup olmadığını" test ettiğini öğretemeyen bir eğitim sistemi, bilimsel değil, ritüelistik zararlı bir yapıya dönüşmüştür.

Sonuç ve Kurumsal Hesap Verilebilirlik

Psikoloji üniversite hocaları, öğrencilerine testleri bir "Arapça dua ezan" gibi, manasını sorgulatmadan, sadece doğru sesleri çıkarmaları için ezberletmektedirler. Bu sistemde, testten çıkan sonuçlar değil, psikoloji çalışanların keyfi "bence" yorumları esas alınmaktadır. Nesnel veriyi çöpe atan ve gerçek hastayı kendi "tescilli cehaletiyle" yargılayan bu zihinsel kör insan kılıklı ama beyinleri hayvan psikoloji uzmanlar, sadece mesleki hata değil, aynı zamanda etik bir suç işlemektedirler.

Gerçek hastayı görmemiş, veya aslında kendisi deluzyonlu, klinik disiplinden yoksun ve analitik düşünceden tamamen kopmuş bu "papağan" psikoloji alanı personelinin, örneğin Istanbul Adli Tıp Kurumu ihtisas birimlerinde insanların hayatı ve özgürlüğü hakkında karar verme yetkisi, kabul edilemez bir durumdur. 

Eğer bir üniversite veya bölüm, 3x5=15 gibi temel bir gerçekliğin arkasındaki "idrak" kapasitesini ölçemiyorsa ve bunu değerlendirecek psikoloji uzmanlar yetiştiremiyorsa, bu psikoloji fakülte kurumların varlıkları toplum sağlığı için bir tehdittir ve derhal kapatılmaları gerekmektedir. Bilim, "bence" diyerek değil, gerçeğe ve veriye saygı duyarak yapılır. Psikoloji çalışanları maalesef beyinleri kötürüm geri zekaları ile çok insanın iatrojenik zarar görmelerine neden olmaktadır. 

Bir devlet hastanede çalışan psikolog için bu testin neden hezeyan ölçer test olduğunu anlamamak, bir kedinin sahibinin söylediği cümleyi az çok anlaması, ama kelime kelime ne asla idrak edememesi gibidir. 

Başka bir örnek: 

Hezeyan (Delusion) Tanısında Değerlendirilen Temel Özellikler

Psikiyatride bir düşüncenin hezeyan olarak değerlendirilmesi, tek bir özelliğe değil, klinik değerlendirmenin bütününe dayanır. Genel olarak aşağıdaki özellikler araştırılır:

  1. Sarsılmaz İnanç (Fixity / Conviction):
    Kişi, güçlü ve güvenilir karşı kanıtlara rağmen inancını sürdürmektedir. İnanç, olağan tartışma ve kanıtlarla değişmez niteliktedir.
  2. Karşı Kanıtlarla Değişmemesi (Unshakability):
    Mantıklı açıklamalar, objektif deliller ve karşı kanıtlar sunulmasına rağmen kişi inancını değiştirmez veya ciddi biçimde gözden geçirmez.
  3. Gerçeklikle Uyuşmama ve Kültürel Bağlam:
    İnanç, kişinin ait olduğu kültürel, dini ve toplumsal çevre tarafından genel olarak paylaşılmaz ve gerçeklikle belirgin biçimde çelişir. Bu değerlendirme kişinin kültürel arka planı dikkate alınarak yapılır.

Örnek:
Bir kişiye defalarca 9 × 3 = 27 olduğu gösterildiği, çarpım tablosu ve temel matematik kuralları sunulduğu hâlde kişinin "9 × 3 = 6'dır, ben gizli bir matematik  buluşcu profesörüyüm ve gerçek matematik budur" demeye devam etmesi; ayrıca bütün kanıtları reddetmesi ve karşıt tüm açıklamaları komplo olarak değerlendirmesi, hezeyansal düşüncedir. Veya kulağına onun cevabını 6 dır, diyen bir ses olduğunu, tek kendi duyduğunu söylerse hastalıklıdır. 

Tek başına yanlış cevap vermek ise hezeyan tanısı koydurmaz; kişinin bu yanlış inancı hangi gerekçeyle ve ne derece sarsılmaz biçimde sürdürdüğü önemlidir. 

Ancak liseden sonra ÖSYM sınavında puanı tescilli yetersiz olan bir devlet hastanesi çalışanı psikolog (Adli tıp ve devlet hastanesi psikologları, psikoloji alanı çalışanları  seçmece beyinsiz olanlarıdır) böyle bir soruda ne bok yaptığını ağzıyla söyler, kulağı ile duymaz, bu tür yorum yapamayan bir geri zekalı beyinsizdir. Bence psikologlar liseden sonra ÖSYM sınavda işte bu hasta gibi kulağına gelen halusinasyonu dinledi, veya hezeyan içinde o buluşcu yarım akılları ile bir türlü cevabı bilemedi, hezeyan cevaplarıda bir türlü tıp fakültesi kazandıramadı onlara.

Pages