Bu blogda, hasta bir psikoloji öğrencisi ile danıştığı Tıp-Doktoru arasında diyalog var. Psikoloji öğrencisi düşük puanlı Psikoloji bölümü bırakıp keşke liseden sonra ÖSYM sınavda Tıp Fakültesi kazansa istemektedir. Tıp-Doktoru olamadığı için hastadır.
Örnek Vaka
18 yaşında, liseden sonra psikoloji fakültesi öğrencisi.
Doktor: Yaşamakta olduğumuz sorundan bahseder misiniz?
Danışan hasta (Psikoloji Öğrencisi): Lise mezunuyum, hep Tıp-Doktoru olmak istedim,
ancak Tıp-Doktoru olmak için liseden sonra ÖSYM sınavda Fizik, Kimya, Matematik alanda yüksek puan almak
gerekiyor, alamadım, ancak düşük puanlı Psikoloji bölümdeyim.
Aslında çok iyi gidiyordu hazırlanmam. Ama sonuçlar
açıklanınca istediğim yer
gelmedi, sonuç iyiydi aslında ama yeteri kadar iyi olmadı. Psikoloji
bölümü de bişey tabii. Gelecek yıl tekrar sınav olacak.
Köyde olmak istemiyorum. Şu anda Ankara’da kalıyorum. Abim
burada yaşıyor.
Kendimi kötü hissediyorum. Hiçbir şeyi başaramamışım. Üçüncü
kez Tıp Fakültesi kazanamazsam, gerçek Tıp-Doktor olamazsam ne olur
bilmiyorum. Psikoloji bölümdeyim, psikoloji bölüm puanı
düşük ancak onu tutturdum okuyorum.
Doktor: Ağlarken aklınızdan geçen düşünceler neler?
Doktor: Daha önce bir tedavi aldınız mı?
Danışan hasta (Psikoloji Öğrencisi): Daha önce psikiyatriste gittim.
Anksiyeten var dedi. Cipralex verdi 20 mg onu
kullanıyorum.
Doktor: Ne üzerine psikiyatriste gittiniz?
Danışan hasta (Psikoloji Öğrencisi): Ders çalışamıyordum. Odamda ders çalışırken diyelim
dışardan bir ses geldi, ben o
sesle birlikte kopuyordum ve kendimi kötü şeyler düşünürken
buluyordum. Aradan en az yarım
saat geçmiş oluyordu. Şimdi daha iyiyim, ders
çalışabiliyorum ama hala odaklanma da sorun
yaşıyorum ve dikkatim çok çabuk dalıyor. Dışardan ses
geldiğinde önce sinirleniyorum sonra
ağlamaya başlıyorum.
Doktor: Bahsettiğiniz kötü düşünceler neler? Örnek verebilir
misin?
Danışan hasta (Psikoloji Öğrencisi): Benim amcam öldü beş yıl önce. Amcam babamların en
küçüğü, yaşları abimle çok
yakındı. Zaten ilişkileri de çok yakındı. Genellikle
düşüncelerim onun ölümüyle ilgili şeylerle
başlıyor kendi ölümleri ile ilgili konularla devam ediyor.
Amcam öldüğünde ilk abimle biz bulduk onu. Amcam üniversite
okumadı, babamlar da
okumadı gerçi ama o daha genç ya sonuçta. Ticaretle
uğraşıyordu. Bir iş kurmuştu, her şey
yolunda sanıyorduk meğerse işler iyi gitmiyormuş, çok
borçlanmış ama kimseye söylememiş.
Zaten hiç dert sıkıntı anlatan bir adam değildi. Hep
gülerdi. Çok gülerdi. Hatta onun gülüşünü
taklit ederdim ben küçükken, çok farklı gülerdi o. Kendini
asmış. Bir mektup bırakmış geriye
orda da “Siz beni çok sevdiniz, bana çok verdiniz. Ama ben
emeklerinizin sevginizin karşılığını
veremedim. Hiçbir şeyi başaramadım. Bana verilen değeri hak
etmedim.” yazmış. Sorunlarım
zannediyorum o zaman ortaya çıktı. Beni pimpirikli tarif
ederler.
Doktor: Pimpirikli olmayı tarif eder misiniz nasıl bir şey?
Danışan hasta (Psikoloji Öğrencisi): Ya işte ben dertlenirim
mesela annemlerin başına bir şey gelecek diye. Telefon ettim
diyelim açmadı, banyoda falan olabileceğini düşünmem aklıma,
kalp krizi geçirdi, araba
çarptığı gelir. Bu arada annem de benim gibi pimpiriklidir.
Hep en kötü düşünür. Hatta biri beşe
katlar. Kontrol hep elinde olsun ister, çok temiz çok
düzenlidir. Başarılarımızdan gurur duyar.
Ben eve gelmeden uyuyamaz. Anneme en ufak bir şey söylesem ortalığı birbirine katar, bayılabilir bile.
Bir de sınavıma kafayı takmış durumda sanki kendisi sınava
girecek. Sürekli yok kaç liseden sonra ÖSYM puanın var
yok denemelerde gelişme var mı diye sorup duruyor. O
sordukça ağlayasım geliyor.
Çok uzun zamandır dinlenmiş hissetmiyorum. Çok baş ağrım
oluyor. Özellikle stresli
olduğumda direk başım ağrımaya başlıyor. baş ağrısı öyle bir
şey ki hiçbir şeyden keyif
almıyorum. Zorluyorum kendimi ama olmuyor. Meğer Tıp-Doktoru olmanın en zor yanı liseden sonra ÖSYM sınavını kazanabilmekmiş.