Saturday, May 2, 2026

PSYCHOLOGY IS NOT A SCIENCE: IT IS A SYSTEMIC WEAPON OF THEFT

Türkiye’nin Devlet Hastanelerinde Psikoloji Bir Bilim Değildir: Sistematik Bir Hırsızlık Silahıdır

Modern hukuk çağının en büyük aldatmacası, psikolojinin bir "bilim" olarak sınıflandırılmasıdır. Bilim; ölçülebilir veri, tekrarlanabilir deney ve yanlışlanabilir sonuçlar gerektirir. Psikolojide bunların hiçbiri yoktur. Psikoloji bilim değildir. Aksine, mülkiyet haklarını çalmak ve bireylerin iradesini elinden almak için binlerce mahkemede kullanılan, silah haline getirilmiş bir varlık gaspı aracına dönüştürülmüştür. İnsanlığa verdiği zarar, sağladığı faydadan kat kat fazladır.

1. Objektif Standartların Yokluğu

Pozitif bilimlerde ölçü birimleri evrenseldir. Mühendislikte veya tıpta bir hata görünürdür, ölçülebilir ve sorumluluk doğurur. Psikolojide ise böyle bir standart yoktur.

2. Varlık Gaspı İçin "Maymuncuk" Anahtarı

Miras ve vesayet davalarında psikoloji, "vesayet hakimlerinin hırsızlık silahı" olarak hizmet eder.

  • Bireyin Geçersiz Kılınması: Onlarca yıllık ünvanlar, ileri derecedeki diplomalar ve kanıtlanmış bir miras; hırsız zihniyetli psikologlar ve vesayet hakimleri tarafından hiçe sayılmaktadır.

  • Hukuki Açıklar: Hırsız vesayet hakimliği (Hırsız İstanbul Kartal Vesayet Davası hakimleri), diplomalar, finansal kayıtlar ve belgelenmiş başarılar gibi somut kanıtlarla yüzleşmemek için bu şarlatan psikoloji raporlarının arkasına saklanmaktadır. Adalet, sistematik bir blöfe teslim edilmiştir.

3. Vasatlığın Asimetrik Silahı

Bu silah her zaman hedefe yöneltilir, asla sistemin kendisine değil.

  • Otorite Blöfü: Birçok şarlatan psikoloji uzmanı, değerlendirdikleri kişilerin entelektüel veya analitik kapasitesine sahip değildir. Bu şahıslar (Şarlatan Devlet Hastaneleri psikoloji çalışanları, vesayet hakim ve muhasebecileri, İstanbul Adli-Tıp Psikiyatri Heyetleri), kendilerinin bile geçemeyeceği şarlatan standartlarla yüksek işlevli beyinleri yargılamaya kalkarlar. Bu testler safsatadır. Eğer bu testler kendilerine uygulansa, dengesiz veya yetersiz oldukları kendi standartlarıyla ortaya çıkar. "İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır" sözü burada tamamen geçerlidir. Başkalarına keyfi kurallar dayatırken kendilerini bu yargılamadan muaf tutarlar; bu, otorite maskesi takmış bir hırsızlıktır.

  • Sorumsuzluk: Bir cerrah başarısız bir ameliyattan, bir mühendis çöken bir köprüden sorumludur. Ancak bir psikoloji "uzmanı", sahte bir raporla bir hayatı yok edebilir ve suçu "mesleki görüş" kisvesi altında korunarak hiçbir sonuçla karşılaşmaz. 

4. Objektif Gerçekliğe Karşı Savaş

Şarlatan psikologlar ve vesayet hakimleri sistemi; kazanılmış diplomalar, teknik uzmanlık ve kaydedilmiş başarılar gibi kanıtlanmış liyakati, soyut kurgularla (varsayılan eğilimler) değiştirmiştir. Bu, liyakatin sistematik suikastıdır. "Psikoloji " tiyatrosuyla mülkiyet hırsızlığına olanak tanır. Toplum, doğrulanmış bir diplomayı bir kenara itip şarlatan psikoloji eğilim testine kaldığında, bilim yerini örgütlü psikoloji suçuna bırakmış demektir.


Türkiye’nin Devlet Hastanelerinde Örgütlü Hırsızlık Olarak Psikoloji Heyetleri

Şarlatan psikologlar; değerli, eğitimli, sağlıklı ve masum bilim insanlarının evlerine tecavüz etmektedir. Vesayet hakimlerinin uydurduğu yalanlarla polisi kandırıp, eline usulsüz müzekkereler vermekte, vatandaşın kapıya dayatmakta ve bu bilim insanlarını sahte psikoloji testlerine zorlamaktadırlar. Başarılı insanlara "Sen kendini bilmiyorsun, teste ihtiyacın var, sağlıklı değilsin" diyerek bu sahte testlerle luzumsuz işlerle, gasp ile devlet memuriyetlerini ve maaşlarını garantiye almaktalar. Bu testleri reddedenler ise sahte vesayet davalarıyla mülkiyetleri çalınarak cezalandırılır. Bu devlet içi vesayet davası çetelerin şarlatan testleri, standartsız ve dolandırıcıdır, muhakkak olumsuz iftira raporlarla masum insanlara ''sen paranı yönetemezsin'' deyip hırsız vesayet davası parayı gasp eder, mağdur vatandaş finansal ölüme atılır. 

Tarih, psikolojiyi bir örgütlü hırsızlık alanı olarak kaydedecektir. Geçmişte eski Rusya da, psikiyatri heyetleri, binlerce sağlam insanı iftiralarla hastanelere yatırmış, sağlam insanlara damar yolundan işkence ilaçlar vererek, işkence altında öldürmüştür. Bu sahte vesayet hakimleri polisi manipüle etmekte ve rapor uyduran psikoloji çetelerinin emrine çalışmaktadır. Polisin gücünü bu vesayet davaları kendi hırsızlıkları için kullanmaktadır. Vesayet Dava hakimleri, adli-tıp psikiyatri heyetleri, devlet hastanesi psikiyatri heyetleri birlikte bir kartel oluşturmuşlardır; bu, varlıkları soyan ve hayatları köleleştiren bir şebekedir. Bu hakimler ve çalışanlar ağır cezalarla yüzleşmelidir. Yaptıkları bilim değil, hırsızlıktır. Özgürlüğü, parayı ve kişinin kendi hayatını yönetme hakkını çalmaktadırlar.

2025 itibarıyla, Anadolu Kartal Sulh Hukuk vesayet mahkemeleri çok değerli bir kişiden 3 milyondan fazla para çalmıştır. Tüm miras ortakları paylarını almış olmasına rağmen, hırsız devlet vesayet çetesi paraya el koymuş ve saygın bir bilim insanını finansal ölüme sürüklemiştir. Bu vesayet hakimleri, psikoloji çalışanları ve İstanbul Adli Tıp Kurumu çalışanları ağır cezalar almalıdır.


ADLİ İDDİANAME: Örgütlü Hırsızlık Olarak Psikoloji

Sanıklar (Suçlular):

  1. Şarlatan psikologlar (Erenköy Devlet Hastanesi psikoloji personeli)

  2. Vesayet hakimleri (Kartal Hukuk Mahkemeleri, İstanbul)

  3. Vesayet muhasebecileri

  4. İstanbul Adli Tıp Kurumu psikiyatri heyetleri

Suçlamalar:

  • I. Madde – Sahte Beyan ve Aldatmacılık: Sanıklar, hiçbir bilimsel temeli olmayan psikoloji testi gereklilikleri uydurmaktadır. Sağlıklı ve başarılı bireylere düzmece testler dayatıp, kendilerini bu standartlardan muaf tutarak dolandırıcılık yapmaktadırlar.

  • II. Madde – Görevi Kötüye Kullanma: Sanıklar, yalan beyanlarla polis kuvvetlerini yanıltmakta; zorbalık ve yıldırma yoluyla insanların mahremiyetine, zamanına ve özgürlüğüne kastetmektedir.

  • III. Madde – Mülkiyet Hırsızlığı: Sanıklar, sahte vesayet davalarıyla varlıklara el koymaktadır. (Örn: 2025’te 3 milyonun üzerinde paranın gaspı). Bu, vesayet hukuku maskesi altında örgütlü finansal soygundur.

  • IV. Madde – İnsan Haklarının Sistematik İhlali: Bireylerin özgürlüğünü ve mülkiyetini yönetme hakkını ellerinden alarak psikolojiyi bir köleleştirme aracı olarak kullanmaktadırlar. Liyakati soyut kurgularla yok etmektedirler.

  • V. Madde – Örgütlü Suç / Kartel Faaliyeti: Hakimler, psikologlar, muhasebeciler ve adli tıp heyetleri bir kartel gibi çalışarak varlıkları yağmalamak ve hayatları köleleştirmek için bir şebeke kurmuşlardır.

Talep Edilen Karar: İlgili tüm vesayet hakimleri, psikologlar, muhasebeciler ve adli tıp personeli için Ağır Ceza talep edilmektedir. Psikolojinin bu bağlamda bilim değil, hırsızlık için kullanılan bir şarlatanlık olduğunun tescil edilmesi, çalınan mülklerin iadesi ve vatandaşların sahte vesayet uygulamalarından korunması şarttır.




GEMINI WROTE


In Turkey’s Government Hospitals, Psychology Is Not a Science: It Is a Systemic Weapon of Theft

The greatest deception of the modern legal era is the classification of psychology as a “science.” Science requires measurable data, reproducible experiments, and falsifiable results. Psychology possesses none of these. Psychology is not science. Instead, it has been transformed into a weaponized tool of asset seizure, used in thousands of court cases to bypass property rights and strip individuals of their agency. Its benefits are negligibel compared its harm to humanity. 

1. The Absence of Objective Standards

In the hard sciences, units of measurement are universal. In engineering or medicine, a mistake is visible, measurable, and carries accountability. In psychology, no such standards exist.

2. A Master Key for Asset Seizure

In inheritance and guardianship cases, psychology serves as the “weapon of theft by guardianship judges.”

  • Invalidating the Individual: Decades of expertise, advanced degrees, and proven legacies are harmed by thief‑minded psychologists and guardianship judges.
  • Legal Loopholes: Thief guardianship judges (Hırsız İstanbul Kartal Vesayat Davası hakimleri) frequently hide behind these charlatan psychology reports to avoid confronting hard evidence—diplomas, financial records, and documented success. Justice is surrendered to systemic bluff.

3. The Asymmetrical Weapon of the Mediocre

This weapon is always pointed at the target, never at the system itself.

  • The Bluff of Authority: Many charlatan psychology experts lack the intellectual or analytical capacity of those they evaluate or they seek. They (Şarlatan Devlet Hastaneleri Psikoloji çalışanları, Vesayat Dava hakimleri, vesayet dava muhasebecileri, İstanbul Adli-Tıp Psikiyatri Heyetleri) attempt to judge high‑functioning minds with  charlatan psychology standards they themselves as individual could not meet. These tests are pure fraud. The charlatan psychology experts, the guardianship judges, the guardianship accountants — they are thieves. They call these sham tests “necessary,” but if those same tests were applied to them, they would be exposed as unstable, incompetent, or outright insane by their own standards. The saying “Stick the needle in yourself before the sack to others” is absolutely true. These people impose arbitrary standards. They never apply the same tests to themselves. They invent rules to attack others, but exempt themselves from the same judgment. That is theft disguised as authority. They simply bluff their way out, exempting themselves from the very charlatan psychology rules they impose on others. 
  • Zero Accountability: A surgeon is liable for a failed operation; an engineer for a collapsed bridge. Yet a psychology “specialist” can destroy a life with a fraudulent report and face no consequence, thgeir crime is shielded by the phrase “professional opinion.”

4. The War on Objective Reality

The system of charlatan psychologists and guardianship judges has replaced proven merit—earned degrees, technical expertise, recorded success—with abstract fiction—emotional states and perceived tendencies.

This is a systematic assassination of meritocracy. It enables property theft through “psychology scientific” theater. When society values a subjective report over a verified diploma or a lifetime of achievement, science has been replaced by organized psychology crime.



Psychology as Organized Theft in Turkey’s Government Hospitals

Charlatan psychologists invade the homes of valuable, educated, healthy, innocent scientists. They abuse, deceive the police, send them to the door with fabricated lies of Vesayet Judges, and force these scientists into fraudulent psychology tests.

They tell healthy, accomplished people: “You don’t know yourself. You need a psychology test. You are not healthy.” By imposing these fraud fake tests, they secure state jobs and salaries. Those who refuse are punished: their property is stolen through fraudulent guardianship cases.

History will record psychology as a field of organized theft. In the former Soviet Union, psychiatric boards institutionalized thousands of healthy individuals based on slander, administering torturous drugs intravenously and killing them under the guise of pyschology disorder treatment. Today, these fraudulent guardianship judges manipulate the police and operate under the orders of psychology cartels that fabricate reports. They exploit the power of the police to facilitate their own heists. Guardianship judges, forensic psychiatric boards, and state hospital psychiatric committees have formed a cartel; it is a network that plunders assets and enslaves lives. These judges and employees must face severe criminal penalties. What they practice is not science—it is theft. They are stealing freedom, wealth, and the fundamental right of an individual to govern their own life.

These guardianship judges and psychology workers must face heavy punishment. What they do is not science. It is theft. They steal freedom, they steal money, they steal the right to manage one’s own life. Psychology here is nothing but charlatanry used to steal property.

As of 2025, the Anadolu Kartal civil guardianship courts have stolen more than 3 million from a highly valuable person. Even though all inheritance partners had already received their shares, the thief state‑run guardianship gang seized the money, dragging a respected scientist into financial death. These guardianship judges and psychology workers, istanbul adli-tıp kurumu forensic-medicine workers must face heavy punishment.



Criminal Indictment: Psychology as Organized Theft in Turkey’s Government Hospitals

Accused Criminal Defendants (Suçlular)

  • Charlatan psychologists (Erenköy state hospital psychology staff)
  • Guardianship judges (Kartal Civil Courts, Istanbul)
  • Guardianship accountants
  • Istanbul Forensic Medicine psychiatry boards

Charges

Count I – Fraudulent Misrepresentation

  • Above Accused Criminal Defendants fabricate psychology test requirements with no scientific basis.
  • They impose sham tests on healthy, accomplished individuals.
  • They exempt themselves from the same sham test standards, proving hypocrisy and fraud. 

Count II – Abuse of Authority

  • Accused Criminal Defendants deceive police forces with false claims.
  • They force entry into private lives through coercion and intimidation to waste their times, freedom.

Count III – Theft of Property

  • Accused Criminal Defendants seize assets through fraudulent guardianship cases.
  • Example: As of 2025, Anadolu Kartal Civil Guardianship Courts stole more than 3 million from a respected scientist, despite inheritance shares already being distributed.
  • This constitutes organized financial robbery under the mask of guardianship law.

Count IV – Systematic Violation of Human Rights

    Accused Criminal Defendants strip individuals of freedom and the right to manage their own property.
  • They weaponize psychology as a tool of enslavement.
  • They replace merit and proven achievement with arbitrary, subjective psychology fictions.

Count V – Organized Crime / Cartel Activity

  • Defendants operate as a cartel: judges, psychologists, accountants, and forensic boards working together.
  • Their collaboration forms a racket designed to rob assets and enslave lives in Turkey.
  • This is not science; it is organized crime disguised as professional authority.

Verdict Demanded

  • Heavy punishment for guardianship judges, psychologists, accountants, and forensic medicine staff involved.
  • Recognition that psychology, in this context, is not science but charlatanry used for theft.
  • Restoration of stolen property and protection of citizens from fraudulent guardianship practices.


Friday, May 1, 2026

İstanbul Adli-Tıp-Kurumu Susturma Politikası. Bilimcilere kendilerini temsil hakkı vermemesi.

 

Bilime Karşı Istanbul-Adli Tıp Haydutluğu, hakareti: "Bok"un "Elmas"tan Üstün Tutulduğu Yer

İstanbul Adli-Tıp Kurumu, insanlık tarihinin en sinsi suçlarından birini işliyor: Entelektüel İndirgeme. Bilim insanlarının ve üstün zekâlıların “değerlendirilme” adı altında maruz kaldığı süreçler, adaleti değil, iftirayı kuruyor.

1. Ehliyeti Yok Sayma Hakareti

Bir sistem düşünün: Önünde motoru bilen, uzun kilometreler aşmış bir şoför var. Elinde ehliyet, belgeler. Ama sistem bunları masanın altına saklamasını emrediyor. Ehliyeti var sormuyor, ehliyeti var dediğinde yanlış cevap, sus, diyor. Ona şu aşağılayıcı soruyu soruyor: “Arabanı geri vitese takabilir misin?”. Burada kişi konuyu kapsayan ilgili sürücü ehliyetten bahis ediyor. O sürücü ehliyeti o soruyu kapsar iddia ediyor, ve haklı. Ve o soruya cevap zaten ideal cevap ehliyeti yok veya var olduğudur.

Bu soru bir ölçüm değil, bir hakarettir. Kişinin belgelerinden bahsetmesini yasaklamak, en temel savunma hakkını elinden almaktır.

2. Temizlikçi Kadın Paradoksu

Sistemin en trajik sahnesi “Kendini Temsil Hakkı”nda yaşanıyor:

  • İlkokul mezunu dahi olmayan bir temizlik işçisi, üç basit cümleyle kendini Adli-Tıp vesayet davasında itirazında temsil edebiliyor. Susturulmuyor kendini temsil ederken. Kendi işlerini yaptığını söylüyor. Sistem bunu “norm” kabul ediyor.

  • Ancak bir Bilim İnsanı odaya girdiğinde ona deniyor ki: “Unvanını kullanma, belgelerini bahis etme, o dilini konuşma, sadece 3 cümle cevap ver.”

Buradaki suç açıktır: Cehalete özgürlük, bilime, üstün başarı, eğitime dehaya yasak. Temizlikçinin eksik düşük seviyesi “sağlık” sayılırken, bilim insanının dehası, belgeleri, üstün seviye karmaşıklığı “suç” gibi gösteriliyor.

3. Adli Tıp’ın Susturma Politikası

Bugün İstanbul’da işleyen bu “Adli Tıp Kurumu Vesayet Dava görüşme” mantığı, modern bir Engizisyon, haydut mahkemesidir. Bilimin yerine ritüeli, verinin yerine “3 cümlelik” tiyatroyu koyarlar.

  • Onlar taş ister, siz elmas verirsiniz.

  • Sistem elması işleyemediği için elmas vereni suçlu ilan eder. Hatta bok vereni bile sağlıklı bulur, ama elmas vereni suçlar.

Bir insana “dünya başarılı bilimci, deha olduğunu söyleme, sus” demek, hayat boyu kazıyarak inşa ettiği üstün eğitimli kimliği imha etmektir. Bu, bir insanlık suçudur, haydutluktur. Ona sen kendini temsil etme, sus demektir. Ama öbürüne kendi seviyesini kayıtlara geçirme hakkı vermektir.

4. Sonuç: Vasatlık Komünizmi

Bu yapı, liyakati yok ederek herkesi en alt seviyede eşitlemeye çalışan bir Vasatlık Komünizmi, haydutluğudur. Amacı, değerliyi değersizleştirerek kurumsal baskı, hakaret, iftira sağlamaktır.

Bilim insanının susturulduğu, belgelerin yok sayıldığı ve temizlik işçisinin standart kabul edildiği bir dosyada, adalet değil sadece entelektüel bir soykırım, susturma, hakaret, haydutluk vardır.

Bu yanlışın sorumlusu adli-tıp kurumun kendisidir, orada görüşülen bir deha bilimci veya temizlik işçisi değildir.


Saturday, April 18, 2026

Non‑electric walking devices, such as manual treadmills, should be available and affordable.

By ChatGPT: Non‑electric walking devices, such as manual treadmills, should be available and affordable.

Although their effectiveness has not been conclusively proven, it has also not been disproven. Similar to the precaution of keeping capacitors at a safe distance, electrical devices may have potential effects on the human body.

The Case for Manual Treadmills and Natural Movement

1. Electromagnetic Induction (Non-Contact Effect)

Motorized treadmills create invisible magnetic fields while operating. According to Faraday’s Law, a changing magnetic field can induce an electric current in a conductor—in this case, the leads or electrodes within the human body.

  • Although a direct harmful link for everyone hasn't been definitively proven, its absence hasn't been fully proven either.

  • For maximum safety, walking in fresh air remains the most guaranteed method for health, as it eliminates any risk of artificial electromagnetic interference.

2. Capacitive Coupling (Static Electricity)

The continuous friction between the feet and the synthetic belt of a motorized treadmill causes a buildup of high-voltage static electricity in the body. For individuals with sensitive medical implants, this unnecessary electrical load is best avoided.

3. The Need for Manual (Non-Electric) Treadmills

To prioritize health and eliminate these electrical variables, we should focus on manual walking machines.

  • Zero EMI: They have no motor, so there is no electromagnetic induction.

  • Cost-Effective: They are generally cheaper and more accessible than high-end motorized versions.

  • Pure Mechanics: The movement is powered entirely by the user, making it a more "bio-logical" form of exercise.

Here’s a tightened, proofread English version of your latest thought, kept lean and technically precise:


If the purpose of using these devices is supposedly to improve health, then relying on electrical machines without guaranteed safety is not very rational. In fact, no one has seriously studied whether such devices might generate radicals that alter indoor air oxygen. An electrical machine could even degrade the quality of the air we breathe in a room.


Friday, April 17, 2026

Bilgisayar bilimleri olanakları, online eğitim çok değerlidir, faydasını almaya yönelmelidir

Her konuda interneti suçlamak oldukça yersizdir. Hiç kimseye halk müziği yerine klasik müziği ya da başka bir türü sadece internet aracılığıyla sevdiremezsiniz; bu tercihler kişinin kendi içindedir. Şahsen ben, estetik/atletik spor gösterileri izlesem de, bazı spor müsabakalarında sporcuların düşme ihtimali sadece % 5 bile olsa, birkaç kez kaza gördüysem bunu bir şiddet unsuru olarak algılayıp o sporu dahi izleyemiyorum. 

İnternette çocukların ücretsiz erişebileceği çok kaliteli oyunlar da var. Mesele, çocuğun seçimini neden şiddet içerikli videolara yönelttiğidir. Bu durum, bazı insanların farklı yemekler tercih etmesi gibidir. İçinde şiddet eğilimi olmayan bir yetişkin, şiddet içeren bir videoyu gördüğü an kapatacaktır.

Ancak çocuklar, daha iki yaşından itibaren yanlış eğitilmiş olabilirler; genetik eğilimleri de onları şiddete yöneltebilir. Yetişkin bir insana sevmediği bir yemeği onlarca defa yedirseniz de yine sevmez. Fakat erken çocukluk dönemi kritiktir. Bence bir çocuk 18 yaşına kadar şekillenir; hatta asıl karakteri ve ilgisi asıl ilkokul yıllarında yön kazanır. Türkiye’de henüz internet yokken de, 54 yıl önce bile akran zorbalığı anarşi vardı; çocuklar okulda birbirlerine fiziksel şiddet uyguluyorlardı. 

Elbette yaşı küçük olanlar, yaş sınırı gereken internet sitelere üye olamamalıdır; ancak çocuklara her türlü internetin veya oyunun yasaklanması gerektiğini savunmak yanlıştır.

Ayrıca yetişkin veya çocuklardaki madde bağımlılığı en büyük sorundur. Zararlı madde bağımlısı insanların kişilikleri sabit değildir, ne yapacaklarını belirleyen, tahmin ettiren sabit hormon metabolizmaları, dengeli fizyolojileri yoktur. 

Nisan 2026 olayda çocuk saldırgana saçı uzun, şusu anormal demek bence komik anlamsız. Aksine giyimi çok düzgün, dış görünümünde düzgün biri. Ancak ağrı kesici alet kullanıyormuş, muhtemelen fizyolojisini bozan ağrısı için gereksiz maddeler de kullanıyordu. Bir başka komik sav ise o gencin kimse ile konuşmadığını iddia edenlerin, neler yapacağını çok kişiye anlatıyordu çelişen iddiası. Komik çelişkili savlar. Ayrıca babasının meslekleri nedeni ile birçok çocuk daha izole arkadaşlıklar edinebilir. Arkadaşlarından kötü alışkanlık kapmak yerine kendi dersi ile ilgilenen öğrenci makbuldür. 

Sınıfta abuk sabuk kişilerle konuşmamak, onlarla ilişkiden kirli etkilenmeyi önler. 40 kişi saldırgan 10 kişi olumlu olduğunda, bu on kişi içe kapanıktı/yanlıştı denmesi aptalcadır. Çoğunluğa uymayan yanlıştır hipotezi aptalcadır. Buna psikoloji değil davranış bilimlerinde gerçek hayat olasılık hesabı denebilir.

Tarih kitlelerin hiçbir psikolojik bozukluk olmadan linç saldırılarını belgeler. 

Asıl sorun Türkiye de sahte diplomalıların gerçek diplomalılara kıskançlığı ve saldırısıdır. 

Devlette çalışan psikologlar bok olsa, liseden sonra ÖSYM sınavda Tıp Doktoru olacak puan kazanırlardı, beyinsizlikleri tescilli, Tıp-Doktoru kıskancı insanlar çoğu; her olaydan sonra sırf konuşmak için abuk sabuk konuşmaları anlamsız. Bence bu adölesan yaşlarda en tehlikeli 2 etken vardır, ki erkek çocuklar asıl riskdedir. Birincisi madde bağımlılığı, ikincisi henüz eğitimini tamamlamamış birinin bazı dış ideolojilere bilmeden maşa olmasıdır. 'Türkiye de 18 inde olmayan çocuklar bile dehşet saçabilir' beyin yıkayıcı kavramda ve anarşizmde askeri övgü arayan ideolojiler asıl yanlış, fakat maalesef varlar ve gençleri etkiliyorlar, yanlışa çekiyorlar. 

2 ayrı şehirdeki gencin dış görünümünün birbirine hiçbir benzerliği yoktu, ikisi de sokakta sıkça görünen insanlar gibi giyinmişti. Yaşı küçük olan saldırgan yaşından çok büyük görünüyordu, ancak benim ilkokul sınıfımda benden beş yaş büyük, annemin boyunda kız öğrenciler aksine sınıfta güven verirdi. Herkes herkesi eğitim düzeyi, Tıp-Doktoru diploması olmamasına rağmen teşhis ettiğini söylüyor. Dünyada yüzlerce gencin saldırı olayında babasının silahı kullanılmamış, yinede silahı kolaylıkla bulmuşlar. Nisan 2026 ilk olaydaki genç yine bulmuş silah. Demekki babasının olmasa yine buluyor ve talim yapıyor. Anarşik olaylarda silahların yüzde 99 u aile dışı kaynaktır. Olay bu kadar kolay değildir. Okulda donanımlı güvenlik kameraları bile yok. 

Son günlerde yaşanan bazı saldırganlık olaylarında ise daha büyük, hatta global örgütsel yönlendirmelerin olduğunu düşünüyorum; bazı çocukları dünyanın her yerinde görülen farklı bir anarşizm türü için kullanıyorlar. Ayrıca bazı aile çocuklarını özellikle hedef alıyor olabilirler.  

Evvelce gençler gelecekte okuyup, istediği mesleği yapıp mutlu olacak hayalleri olan bir kitle idi. Maalesef Türkiye de sahte 30 dakikada yazdırılmış üniversite diplomaları ile gerçek bilimcilere karşı açılan savaşlar, düşük ücretler, gençlerin hayallerini bile eksik bıraktı ve onların kötü ideolojilere kapılmalarını kolaylaştırdı. 

Son olarak, ilkokul hariç, online liseler, üniversiteler, tüm online okulların sayısı artmalıdır. İlkokulun ise örgün eğitim olması uygundur; 12 yaşına kadar çocuklar klasik örgün eğitimle, öğretmenleri eşliğinde bilgisayar şart olmadan okumalı, lisede ve sonrasında ise online okullara geçilmelidir. Online okullar hem çok daha kaliteli hem de daha güvenlidir. Tıp Fakülteleri, Diş Hekimliği fakülteleri gibi bazı üniversitelerde online olamayacak dersler dışında kalan dersler vardır, örgün olması kaçınılmazdır, ancak online mümkün dersler bu okullarda da online olmalıdır. Online eğitim çağın en büyük teknolojik şansıdır ve faydalanmalıdır. Ayrıca online eğitimler güvenlik elemanı işini azaltır. Güvenlik sadece okullar değil Türkiye de artık Hastane, toplu taşıma aracı, tüm kamu alanlarda sorun olabiliyor. 

Belki uzak gelecekte, şimdilik hayal görünse de,  insan güvenlik elemanı yerine, düğmeye basınca uçan dron güvenlik robotları yaratılır, yangın söndürme tüpü gibi robotlar bir köşede sınıfta durur. Öğretmen veya sorumlu kişi robot düğmeye basar ve saldırganı kafesle der robota, veya benzeri. Türkiye  Hastanelerde zaten insan güvenlik çağıran düğmeler var, okullarda da olur. Bugün için pahalı olsa da, bu sistemler ucuzlayacaktır. 

Bence Türkiye de gençler dünyaya kıyaslarsak, neyseki, aksine örnek olacak derecede az saldırgan. Az saldırgan türk genç istatistiklerin sırrını anlamak bile faydalı olabilir. 

Ancak güvenlik sistemleri kimsenin insiyatifi olmadan güvenlik sağlayabilir. Saldırgan olay Türkiye istatistikleri, dünya ortalamanın neresinde, diye bile bilemeyen bir yargı var. Türkler tuvalet kapısında rakam yazıp, kiremit sayıp matematik bildiklerini sanan salak olduklarından, daha olayın matematiğini, istatistiğini idrak edememişler. Pek tabii tek bir kişinin canını kaybetmesi bile önemlidir, ancak ağzı olan konuşmuş, olayın istatistik duruşunu idrak edememiş.

Olayın bilirkişi tarzında tanımı bile tam yapılmış mı soran yok. Başka şehirdeki olayda fail kamerada açıkça elinde suçlu silahla kayıtta, o okulda kamera daha çok. Bu şehirdeki olayda  “Yanlışlıkla birini katil sandılar” ihtimali ni yok edecek kameralı görüntüde olan şahıs 15 yaşındaki o kıvırcık saçlı mı, yoksa başka birimi. Yoksa saldırganlar 2 kişi mi idi? Internette olan görüntü orijinali değildi, ve saçları kıvırcık omu anlaşılmıyordu. O görüntü iyice bakılmıştır farzediyorum. Bu bilirkişi raporda yazılmalıdır. Hatta belki 2 kişi saldırıya bulaştı. Öğretmen tabiiki katili gördü, ama tam görenler yaşamıyor maalesef. Diğerleri sıranın altında ses duymuş, görmemiş. Kamera var ama halka sunulmadığı için, halkın parça parça anladığından olayı yorumu eksik olur. Belki olayın kanıtları daha çok, ama bilmeyenler bile olayın tüm videosu ellerinde gibi uydurmuşlar. 

Ancak ikinci olayda fail elinde silahlı nasıl olur da kimseye görünmedi. O saldırgan gencin görüntüleri bambaşka normal güne ait ve bahsi geçen çok sayıda silah onun elindeydi diye ifade veren tek şahit yok. Maskeli mi idi. Tek başına mı idi? Böylesine o kişi odur diyen kesin bir şahit ifadesi yok. Onu öldürenler onu elinde silahla yakalamamış. Veya öyle ise bu açıklanmış değil henüz. Belkide halka sunulmayan kesin kamera kayıtları, kanıtlar var. Ve belkide gerçekten o genç çocuk tek başına saldıran. Ancak bunun kanıtları, buğulanmamış kamera kayıtları internette yok, buna rağmen herkes nasıl olayı ve elinde silah ile yakalanan kişiyi görmüş gibi, saniye saniye olayı görmüş gibi konuşup duruyor hayret. Olayı duyanlar var ama saklandıkları yerden saldırganı gördüğünü tek şahit bile söylemedi. 

Sadece poligon da talim atışı yapmış görüntüsü var. O saldırgan bir olay değil. 

Bir vahşet bulanık görüntüde, yerde zaten yaralı ayağa kalkmaya çalışan 2 çocuğa tekrar ateş eden uzun boylu biri görünüyor, saçları ve yüzü seçilemiyor. O görüntüden kişi tespiti yapılmış mı? O kişi o kıvırcık saçlı genç mi? O gün üstünde ne kıyafet vardı. Saçlarını toplamış mıydı. Türkler kadar herşeyi kıçından uyduran görülmemiştir, ne görünmüyor diyecek yerde hepsi hayal kurup uydurup youtube da yorum yapmışlar. 

Bilirkişi diye bir eğitimli belgeli yetkili vardır. Mesela tüm Tıp-Doktorları Adli-Tıp alt uzmanlık resmi bilirkişidir, kanunla tescillidir. Kamera görüntü izleyen adli-tıp bilirkişi vardır. O ne demiş. 

Hatta youtube da, bir başka küçük kız, çocuk oda; bilirkişi gibi konuşmadığı için en az 20 kişinin ona salak dediğini gördüm. Asıl salak kendileri, hem bilirkişi olmayı başaramayıp, hem de olay mağduru küçük bir kıza bilirkişi değil diye salakça hakaret etmeleri.

Ayrıca aynı hafta 2 saldırı olmuş, ama reyting nedense ikinci saldırıda daha çok sanırım. O nedenle ikinci saldırganın ne sorunu vardı konuşulması bence standard değil. Diğer saldırganda suçlanan özellikler yok. Sorunu sapıtmamalı. 

Dünya tarihi milyonlarca insanın milyonlarca yıldır ölümüne giden saldırılarla doludur, kendi bok olamamış psikologlar çözemedi de ondan diye açıklayanlar, beyinsel arızalıdır. 

Binlerce youtube yorumcu ise olayın tek bir gerçek videosunda kaç kişi vardı, elinde silah görmeden en önemli kısmı, - o yaptı gördüm - hayalinden uydurup onun üstünde konuşması tipik linç, kanıtsız linç dir. O yaptı ispatlanmamışken günlerce onu anlattırmak komiktir. Eğer eksiği görmezseniz yeterli önlem alınamaz. Tek bir gerçek şu, binlerce youtube izleyici, o saldırgan tek kişi mi idi, orada asıl başkası mı saldırdı kaçtı, bu olasılığı anlayacak veriye sahip olmadığını anlamaktan yoksun atıp tutmak, tipik linçtir. Linç faraziyeler tam suçluyu bulma algoritmalarını bozar, kalıcı çözüm yapmaz, gerçekten ne için saldırmış anlaşılmaz.

Neden mi başka bir saldırgan daha büyük bir saldırıcı destek olabilir, bu saldırgan dedikleri bu hızda çevik biri veya planlı biri görünmüyor, o saldırgan dedikleri çok hantal, yürüyüşü bile hantal ve çevik değil. Ben gerçek saldırganın belki benzer boyutta ama hızla hareket eden 25 yaşından daha büyük biri olduğuna inanıyorum. Başka saldırgan var veya yoktu diye kanıt yok ortada, herşey kesin bilinmiyor. O ölen her halinden bu işi organize edecek düzeyde deneyimde değil. Dünya politikaları bile, türkiye leh veya aleyhde bu olaya bulaşmış olabilir. Tabii ki birçok masum çocuğun her ne amaç olursa olsun, rasgele kurban edilmesi, ölümü anarşidir. Hatta bırak hayatını kurtarmayı, saldırgan 1 kişi veya 2 kişi diye daha kolay anlardık daha iyi güvenlik kamera olsa idi. Kameralar tabiiki tek başına saldırganı engellemez ancak şahit yok olayda. Yere yatmışlar ne oluyor görmemişler.

2 kişilerdi diye kanıt yok, ancak benim duyduğum anlatımlara bakarsak asıl saldırgan öldürülen değildi, aynı boylarda ama hatta pek türkçe bilmeyen biri idi. 25 yaşından daha yaşlı idi. Ölen kişi için bir saatlik anlatılanlara bakılırsa, bu denilenleri yapacak eğitim, çeviklik, plan organizasyon ve tecrübe düzeyinde asla değildi, vucudu ve elleri, kolları çok hamurdu. Asıl saldırganı görenler maalesef ölenler ve kamerada arkadan görünüyor. Kameralar yokmuş. 


Thursday, April 16, 2026

The Techno Dog Peace Model Uranium Nuclear Plant Verification: A Concept by ChatGPT

A Techno Dog Peace Model: Autonomous Nuclear Plant Verification

Concept by ChatGPT


Introduction: From Politics to Measurement

Nuclear security, as seen in spring 2026, is often treated as a political problem. In reality, it can probably be addressed through continuous autonomous physico‑chemical monitoring combined with computerized, log‑based cyber monitoring techniques in uranium nuclear plants.

The current global framework relies on periodic inspections. Inspectors travel to facilities, take samples, and publish findings days or weeks later. During that delay, there is no real‑time understanding of what is occurring inside the facility. This gap allows uncertainty and mistrust to grow.


The Shift from Observation to Measurement

Uranium hexafluoride (UF₆) gas flows through enrichment systems, and its isotopic composition determines enrichment level. This is a continuous physical signal to inspect.

Such a Digital Guardian system could monitor that gas signal directly, detecting changes in enrichment levels in real time.


The Temporal Advantage

In the old 2024 model, verification follows activity. In a continuous gas‑measurement model, verification occurs during activity. In nuclear risk environments, timing determines whether uncertainty expands or contracts.


Reducing the Gap of Interpretation

Continuous measurement reduces the most dangerous driver of mistrust: delayed and incomplete information. 

When verification is slow, suspicion fills the gap. 

When measurement is continuous, that gap shrinks—even when political agreement is weak.


The Economics of Certainty

The cost of building and maintaining such infrastructure is finite and predictable, while the cost of delayed verification remains open‑ended. Many crises escalate because early signals are missed or arrive too late to influence decisions.

In this framework, peace is not a promise—it is a technical condition. Verification becomes faster, clearer, and less vulnerable to manipulation. What cannot be stabilized through trust can instead probably be stabilized through continuous inspection using autonomous, cyber‑logged gas detection and measurement systems. Delay is the condition in which uncertainty grows, and uncertainty is where risk begins.

Saturday, April 11, 2026

By ChatGPT: Here, “peace” and “interest” are inseparable—two sides of the same global system.

 ChatGPT wrote on Hormuz: 

The Strait of Hormuz is one of the most critical energy corridors in the world. A significant portion of global oil and gas passes through this narrow passage, and even minor disruptions can trigger worldwide price fluctuations (U.S. Energy Information Administration [EIA], 2023; BP, 2024). This makes the strait not just a regional concern but a matter of global economic stability.

Throughout history, major powers have intervened in the region for the same purpose: securing trade routes, protecting maritime traffic, and maintaining the functioning of the economic system. Portugal established forts and military control (Boxer, 1969), Britain relied on naval dominance (Darwin, 2009), and the United States has projected global naval power and alliances (Till, 2018; Hattendorf, 2007). The consistent theme is not ownership of the land but control over the flow of trade.

In modern times, this role is often framed as ensuring “freedom of navigation,” protecting energy supplies, and supporting global stability (EIA, 2023). Yet history shows that interventions are driven as much by national interest as by the pursuit of peace. Britain’s protection of trade with India and its global networks illustrates how peace and interest were intertwined (Darwin, 2009).

Today, the situation is more complex. The United States remains the primary security provider, China is a major energy consumer (Downs, 2026; Oxford Institute for Energy Studies, 2026), Iran acts as a regional pressure actor (Keddie, 2006). No single power dominates the system, making the balance more fragile.

Britain’s relationship with India in the 19th and early 20th centuries resembles today’s U.S.–China dynamic around the Strait of Hormuz.

Britain–India: India was the crown jewel of Britain’s empire, both as a source of raw materials and as a vital market. Protecting sea lanes to India was essential for Britain’s global trade system. Naval dominance in chokepoints like Hormuz and the Suez Canal ensured that Britain’s economic lifeline remained secure (Darwin, 2009).

U.S.–China today: China is not a colony but a sovereign power, yet it plays a similar role as a massive consumer of Middle Eastern energy (Downs, 2026; Oxford Institute for Energy Studies, 2026). The U.S. Navy’s presence in Hormuz is less about altruistic “world peace” and more about keeping the energy flow stable — which directly sustains China’s economy, and indirectly the global system (Till, 2018; Hattendorf, 2007).

The parallel is that both Britain and the U.S. act as system stabilizers: they secure the routes not to “own” them, but to keep the global economic machinery running. The difference is that Britain controlled India politically, while the U.S. and China are independent powers locked in a complex mix of rivalry and interdependence.

 Summary:

  • Exporters: Saudi Arabia, Iraq, Kuwait, Qatar, UAE, Iran → Without Hormuz, they cannot reach global markets.
  • Importers: China, India, Japan, South Korea, Europe → Dependent on Hormuz for energy security.
  • Security Provider: United States → Own interests + pressure from allies.

The shipping traffic through Hormuz is essentially the backbone of the global energy chain. America’s “roaring” presence there is both a show of strength and a way to safeguard this chain.

In conclusion, the Strait of Hormuz demonstrates a clear historical truth: great powers always intervene, not to claim ownership, but to manage the flow of trade and preserve systemic stability. Here, “peace” and “interest” are inseparable—two sides of the same global system.


References 

  • BP. (2024). Statistical review of world energy. https://www.bp.com
  • Boxer, C. R. (1969). The Portuguese seaborne empire, 1415–1825. Hutchinson.
  • Darwin, J. (2009). The empire project: The rise and fall of the British world-system, 1830–1970. Cambridge University Press.
  • Downs, E. (2026, March 4). Implications of the conflict in the Middle East for China’s energy security. Columbia University SIPA, Center on Global Energy Policy.
  • Hattendorf, J. B. (2007). U.S. naval strategy in the Persian Gulf. Naval War College Review, 60(2), 13–29.
  • Keddie, N. R. (2006). Modern Iran: Roots and results of revolution. Yale University Press.
  • Oxford Institute for Energy Studies. (2026). Disruption in the Strait of Hormuz: Implications for China’s energy markets and policies.
  • Till, G. (2018). Seapower: A guide for the twenty-first century (4th ed.). Routledge.
  • U.S. Energy Information Administration. (2023). World oil transit chokepoints. https://www.eia.gov

 

Tuesday, April 7, 2026

Türkiyenin yarım asırdır bozuk baharatlarından sonra ilk kaliteli köfte baharatı Knorr köfte harcı oldu

 

Türkiye’de yarım asırdan fazladır denediğim hiçbir baharat, yurtdışında yediğim baharat kalitesinde olamadı. Hani baharatla yapılan tarifler vardır ya; Türkiye’de asla baharatlar o tarifteki baharat tadında olmaz.

Fakat bu hafta, inanılmaz Knorr köfte harcı bir paketiyle 350 gram yağsız kıymayı 5 dakika yoğurdum, mikrodalgada pişirdim ve inanılmaz lezzetli, McDonald’s lezzetinde köfte oldu. İnanamadım, artık Türkiye de baharat satın alıyorsun ve bozuk olmayan baharat olabiliyor. Tuz falan hiçbir şey eklemedim; sadece kıyma ve bu harcın bir paketi. Umarım bu harç kalitesini bozmaz.

Pages