Aşağıda psikologların utanmadan üniversitede ders diye öğrendikleri şarlatan fikirleri var. Psikoloji fakülteleri değerli bilimcilere iftira atma eğitimi veren, neredeyse burçlar gibi 12 çeşit insan kişilik dışında insan yoktur diyen değerli insan tanımını, bilimsel biyografi, özgeçmiş, eğitim yok farzeden şarlatanlıktır.
Kişilik bir bilim insanının biyografisi, eğitimleri, mesela liseden sonra ÖSYM sınavı, temiz adli sicilidir, kişilik kelimesini yanlış kullandıkları ve değerli kişilik verilerine bu kişilik değil inkar ettikleri için psikologlara insanlık değerlerine hakaretten dava açılmalıdır.
1986 dan bu yana ancak soru çalıp TUS uzman olmuş sağlık bakanlığı şarlatan TUS psikiyatrist ve psikologlar, adli tıp kurum personelleri vesayet dava hakimleri ile el ele değerli bilimcilere bu şarlatan psikoloji/psikiyatri yalanlarla iftira heyet raporları düzenlemektedir. Dünya biliminde hiçbir saygınlığı olmayan, 1986 dan sonra tüm psikiyatristlerin soru çalarak TUS uzman olduğu, sözüm ona uzman belgeli gurubun; değerli insanlara, bilime saldırmak için uydurduğu TUS bürokratik mafya uzmanlık şarlatanlığın omurgasıdır.
Hatta bunlar utanmayıp, soru çalıntılı TUS sınavını bok gibi türk halkına, dünyaya, gerçek başarılı bilim insanlarına da dayatmışlardır. Neyseki TUS dünyada bilimselliği geçersiz uyduruk saygınlığı olmayan bir sınavdır. Ya böyle soru çalıntılı TUS uzmanlık yapacaklar, uyduracaklar, yada sahte diplomalarla devletin çetelerine baskı silahı sahte diploma ayarlayacaklar, gerçek diplomaların değerini aşağılayacaklar.
Maalesef, Türkiye de bunların dolandırıcıklarının yok edemeyeceği bilimci, yok edemeyeceği gerçek bilim yoktur. Ve suç izi bırakmamak için vesayet dava hakimlerinin kurgu müzekkerelerini kullanırlar. Vesayet Davası çarklarına bir kez girince, artık iftira psikoloji çalışanı raporlarla devam eden kurgular, vesayet hakiminin organize ettiği tedbir hükümlerle anayasaya aykırı her tür hukuki usulsüzlük yapılır, o vesayet dava ile masum insanların, hiçbir adli suçu olmayan, adli sicili temiz insanların tüm banka hesapları mahkemece gasp edilir, maaşları gasp edilir, kendi parasını yönetemez iftira atılır. Hırsız vesayet hakimleri işte o çarkı başlatmıştır, masum bir insanın bu gaspçı hakim ve şarlatan psikologun çarkından kurtulması imkansız gibidir. En kötüsü, bunu onu koruyoruz, onun parasını koruyoruz, koruyucu vesayet yapıyoruz deyip çok rahat hareket edebilmeleridir.
Dünya vesayet dava gasplarına karşı, şarlatan psikologlara karşı acilen görevi kötüye kullanma ceza kanunu çıkarmalıdır. Masum insanlar tek tıkla; şarlatan psikologlar ve usulsüz vesayet davası şahsıma karşı bu çarkı başlattı, ben sağlıklı geçmişli biriyim, o iftira raporlar mahkemenin kendi kumpasıdır, vesayet altına alınmaya ihtiyacım yoktur, kendi irademle yaşamak, paramı belki bir günde herkes gibi harcamak, irademle kazanmak, risk almak, parasız kalmak, kendi halimde öleceksem ölmek istiyorum; özgürlüğüme kasıtlı engel koyan vesayet mahkeme yalancıdır, yardımına ihtiyacım yoktur, her risk bana aittir, yaşam benim yaşamımdır; mahkeme delil üretmek için kumpas kurgu hükümler veren gaspçıdır. Bu form hazır olmalı, birleşmiş milletlere tek tıkla verilmelidir.
Mesele sağlıklı, adli sicili temiz bilimcileri hukuk adı altında anayasaya aykırı müzekkerelerle adli tıp gözleme alıp, orada mesela soğuk fiziksel işkence ile değerli insanlara zarar vermektir, onlara denek muamele yapmaktır. Ayrıca, belki ilk adli tıp kurumu gözlem ihtisas birim randevusunda iftiradan kurtulsa bile, vesayet dava hakimlerinin hiç bitmeyen kumpas organizasyonları ile adli-tıp-kurumun anayasaya aykırı gözlemleri, adli-tıp-kurulların yalan iftira heyet raporları ile, eninde sonunda değerli bilimcileri punitive psychiatry devlet hastanelerine onlara orada bedensel zarar, bedensel iatrojenik zarar için yollarlar. Bu çark on yıllardır süren canice vesayet mahkemeleri tarafından organize edilen, o çarka girdaba bir takılınca dönüşü mucize olan devlet içi çete kumpastır. Bu vesayet kumpasın sağcısı, solcusu, politik partisi yoktur; tüm partilerin anlaştığı ender konulardan biridir. Bu vesayet dava hakimleri ve şarlatan psikologların başlattığı canice organize en az 50 yıllık eski bir çarktır.
Türkiye devlet psikiyatri hastanelerinin karanlık iatrojenik işkence yüzü tüm dünyaya ifşa edilmeli, akrediteleri alınmalıdır. Yanlış olan bu şarlatanları tek bir formda, tek bir online tıklamalı formla şikayet etmenin bile engellenmiş, düşünülmemiş olmasıdır. Bir bilimci, dünyaca başarılı çift anadal başarılı bir bilimciyi vesayet davaları şarlatan psikologların iftiraları ile anayasayı çiğneyen vesayet hakimleri vesayet altına alıp parasını gasp etmektedir. Psikoloji çalışanların şarlatan kehanetlerinin esas alındığı heyet raporları iftiradır, diye bir form bir saniyede tüm dünyaya, birleşmiş milletler, savcılık tüm dünyaya anında ilan olunmalıdır. Şarlatan psikologlar, iftira heyet raporları verenler anında soruşturulmalı, cezalandırılmalı, mesleklerinden men edilmeli, iatrojenik bedensel zarar vermeyi koruma, tedavi altında yapma ağır suç olmalıdır.
Maalesef tüm dünyada şarlatan psikologlar vesayet davası hırsız hakimlerle el ele gittikçe daha güçlenip masum bilimcilere, insanlara iftira atmakta, dünya bu işkenceye sus kalmaktadır. Dünyada da hukuk, insan hakları yoktur. Özellikle devlet psikiyatri hastanelerinin karanlık işkence, iatrojenik bedensel zararlarına karşı mücadele yoktur.
Örneğin koskoca bilim insanı, eserleri olan bir bilim insanının biyografisini çöpe atıp, onu resim uzmanı olmaya zorlayan psikologlar şarlatandır. Karşısında bilinmez 5 yaşında çocuk varmış gibi resim dayatılması, resim alanı dayatması psikoloji şarlatanlığıdır. Değerli bilim insanı, bilgisayar biliminde yeni en az 100 tane proje yapmış, algoritmalar bilişsel yetkinlikleri başarılı not almış, konuşması başarılı birine, şarlatan psikologların onlar kişilik ilgisiz, bok değil demeleri; TAT psikoloji test resimlerini sunup bunları açıkla demek, mevcut ispatlı bilimsel kişiliğe hakaretileri ve yok saymalarıdır. Belki 5 yaşında birine bu resimler sorulur, anacak biyografisi, özgeçmişi, çift anadal diplomalı, adli-sicili temiz birine kişilik bakacak diye saçma alan seçmediği resim alanı resim dayatma psikoloji alan şarlatanlığıdır. İllaki 12 burçtan birine uydurmaya benzer bu. Veya gerçekler gelecek için olacakları söylerken, kahve falı ile kehanette bulunmaya benzer. Nasıl olurda bu anarşist psikoloji alanı fakülte ve üniversiteler bu şarlatanları serbestçe yetiştirip gerçek bilimcilerin üstüne salabiliyor.
Resim sanatı bu arada vardır, yasak olması gerekmez, ancak mesela kıçında 5 santim bok olan bir resim üstünde veya benzeri hiç estetik olmayan lunapark korku tüneli gibi görüntülerde, biri öbürüne işkence anlatıyor, yaşlı insanlar sanki hilkat garibeleri, çirkin yaratık gibi sunan veya benzeri gibi sahneler üstünde konuşma yaptırıp (TAT resim kartları-bu sahnede ne oluyor? Karakterler ne hissediyor? Olayın sebebi ne olabilir? Bundan sonra ne olacak?) Bu TAT testi resimlerde, kendisi yaşlı olan biri o resme bakıp ne dese o psikolog için yanlış olacaktır. Yaşlılığı kötü de, iyi de anlatsa, o TAT resimden olumsuz sonuç verilecektir. Nedeni koskoca başarılı bir kişilik biyografisini, kıskanç, geri zekaları liseden sonra ÖSYM de tescilli psikologların kör gibi değerlendirme dışı bırakmasıdır. Bu psikologlar ne boktur, böyle geri zekalı biri değerli bir kişilik biyografisini anlayacak beyine sahip değilse bunun suçlusu psikoloji eğitimi veren üniversitelerdir, geri zekalı psikologlardır. Bu resimde bunu anlattı/anlatmadı deyip, o halde kişilik şu deyip, ortada 60 yıllık bir biyografi, bilimsel eserli, çift anadal diplomalı birine bok atmayı sadece vesayet dava şarlatan hakim ve şarlatan devlet hastane psikologları yapar. Mesela bir TAT testi resim her yaş kendince güzeldir ilkesine aykırı konuşmadan konuşulacak bir resim değildir. Psikoloji alanı çok demodedir, bilim değildir, burçlara göre kehanetten öte olamamış alandır. Buna rağmen psikiyatri ve nöroloji ve vesayet davaları bu bilim dışı büyücülük benzeri şarlatan alanın savsata heyet raporları ile değerli bilimcilerin parasını gasp etmektedirler.
Bu işkence anayasaya aykırı bedensel iatrojenik zarar vermenin suçunu örtbas için vesayet dava hakimleri sürekli şarlatan hukuk kararlarını vesayet davası mahkeme dosyasına koyar. İtirazlar çöpe atılır. Böylece değerli bilim insanı ölüme veya hatta bakırköy devlet hastanesinde iatrojenik işkenceye maruz kalarak ölse, hiçkimse suçluyu yakalayamaz. Vesayet dosyasındaki müzekkerelerle işte suç ebediyen hukukla yakalanmaz hale getirilir. Olayı, haa o mu yazık, yaşlanınca kendini kaybetti, onu vesayet korumasına aldık, parasına maaşına bakacak durumu yoktu deyip, kendilerinin parasını gasp ettiklerini, hukuk adı altında değerli bilimcinin parasını gasp edip onu ölüme asıl vesayet dava organize müzekkere, hükümle ittiklerini kolayca gizlerler. Vesayet Davaları tüm dünyada en cani gasp mahkemeleridir.
PSİKOLOJİ ALANIN DOGMA ŞARLATANLIĞI: SATIR SATIR İFŞA
Şarlatan Psikolog Metini: "Psikolojik Kişilik bozuklukları, bireyin içinde yaşadığı kültürün beklentilerinden belirgin bir şekilde sapan, katı ve yaşam boyu süregelen içsel deneyim ve davranış örüntüleri olarak tanımlanır."
Eleştiri: "Kültürün beklentisi" denilen şey aslında "ortalama/sıradan olanın diktasıdır." Kültür yanlışlığı sadece adli-sicilde suç hanesidir, eski şarlatan dincilerden aldıkları kültür beyni bilim almayan psikologların savsata alanıdır. Kültür dersi bok olsaydı, seri katilleri kültür eğitimle yok ederdik. Kültür değerli bir bilim insanı olmaktır, kaliteli eserdir, diplomadır. Kültür dersi yoktur. Kültürlü sahte diplomalı birine, TUS soru çalarak psikiyatri uzman olmuş birine denmez. Ayrıca kültür kelime yanlış gereksiz kullanılmaktadır, şarlatan psikologların vesayet davalarında iftira atma bahanesidir. Psikologlar kendileri asıl bilim dışı gereksiz kelime kavramı üreten beyin hastalıklı insanlardır. Psikologların geri zekaları ile Türkiye devlet hastaneleri üstünden bilime, değerli bilimcilere verdikleri zarar artık sona ermelidir.
Üstün zeka ve yüksek liyakat, ortalamadan her zaman sapar. Bu sapmayı "bozukluk" olarak kodlamak, vasatlığı kutsamaktır.
Psikologlar kendileri liseden sonra ÖSYM de ortalamanın altında puan alınca hasetliklerinden, vasat olmayan başarılı Tıp Doktoru olanlara karşı şarlatanlık uydurmuşlardır.
Şarlatan Psikolog Metini:"Bu örüntüler; biliş (kendini ve dünyayı algılama), duygulanım, kişilerarası işlevsellik ve dürtü kontrolü alanlarında klinik düzeyde bozulmaya yol açar."
Eleştiri: "Klinik düzeyde bozulma" tamamen öznel bir yorumdur. Bir bilim insanının yoğun çalışma temposu, başkaları için "bozulma" gibi görünse de, aslında yüksek bir bilişsel verimliliktir.
Şarlatan Psikolog Metini:"Genellikle ergenlik veya erken yetişkinlik döneminde başlayan bu yapılar, zamanla yerleşik hale gelir ve bireyin iş, sosyal ve özel yaşamında ciddi uyum sorunlarına neden olur."
Eleştiri: Uyumsuzluk iddiası asılsızdır. Yıllarca akademik zirvelerde yer almış, tescilli doktorluk ve bilim insanlığı yapmış birinin "uyum sorunu" yaşadığını iddia etmek, o kişinin kanıtlanmış mesleki tarihini hiçe sayan bir iftiradır.
Klinik Sınıflandırma (Kümeler):
Şarlatan Psikolog Metini:"Küme A (Eksantrik ve Tuhaf Davranışlar): Sosyal izolasyon ve bilişsel süreçlerdeki alışılmadık tutumlar ile karakterizedir."
Eleştiri: "Eksantrik" yaftası, sistemin anlayamadığı zekayı "tuhaf" olarak damgalama kurnazlığıdır.
Şarlatan Psikolog Metini:"Paranoid Kişilik Bozukluğu... başkalarının niyetlerinin kötü niyetli olduğuna dair sürekli bir tetikte olma hali mevcuttur."
Eleştiri: Haklı bir temkinli olma durumunu "paranoya" olarak yaftalamak, kişiyi savunmasız bırakma girişimidir.
Şarlatan Psikolog Metini:"Şizoid Kişilik Bozukluğu... yalnızlığı tercih etme eğilimi."
Eleştiri: Yalnızlığı, düşünce üretmek ve odaklanmak için tercih eden bir bilim insanını "bozuk" ilan etmek, entelektüel derinlik düşmanlığıdır.
Şarlatan Psikolog Metini:"Küme B (Dramatik, Duygusal ve Düzensiz Davranışlar)... Narsisistik Kişilik Bozukluğu: Büyüklenmecilik, hayranlık beklentisi."
Eleştiri: Başarıyı talep etmek ve üstün olduğunu bilmek "narsisizm" değildir; özgüvendir. Vasatların, başarıya tahammülsüzlüğünün klinik ambalajıdır.
Şarlatan Psikolog Metini:"Antisosyal Kişilik Bozukluğu: Başkalarının haklarını yok sayma..."
Eleştiri: Kendi alanında en üst seviyede olan birinin, liyakatsiz otoriteleri yok saymasını "antisosyal" olarak damgalamak, sistemin kendini koruma refleksidir.
Şarlatan Psikolog Metini:"Küme C (Kaygılı ve Korkulu Davranışlar)... Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu: Mükemmeliyetçilik, ayrıntılara aşırı odaklanma."
Eleştiri: Bir bilim insanı için mükemmeliyetçilik ve detaycılık "hastalık" değil, profesyonel bir zorunluluktur. Bunu "bozukluk" diye satmak, bilimin ruhuna hakarettir.
Etiyoloji ve Müdahale:
Şarlatan Psikolog Metini:"Kişilik bozukluklarının kesin bir 'tek nedeni' yoktur; ancak güncel tıp literatürü, bu durumun biyopsikososyal bir modelin sonucu olduğunu kabul eder."
Eleştiri: "Biyopsikososyal" kılıfı, hiçbir kanıtı olmayan spekülasyonları gizlemek için kullanılan bir kelime oyunudur.
Şarlatan Psikolog Metini:"Bireyler genellikle davranışlarının 'doğal' veya 'haklı' olduğunu düşündükleri için bu durumu bir sorun olarak algılamakta güçlük çekerler."
Eleştiri: Bu "gazlighting" (psikolojik manipülasyon) yöntemidir. "Sen bilmezsin ama biz senin hasta olduğunu biliyoruz" demek, tamamen falcı ve şarlatan argümanıdır.
Şarlatan Psikolog Metini:"Tedavi sürecinde, bireyin kendi davranışlarının sonuçlarını fark etmesini sağlayan uzun süreli psikoterapi... temel yöntem olarak kabul edilir."
Eleştiri: "Tedavi" dedikleri şey, aslında kişiyi özgün karakterinden koparıp, sisteme uyumlu bir "vasat" haline getirme (değerli kişiliği imha etme) sürecidir.
Genel Değerlendirme: Bu psikologlarca ileri sürülen metnin her kelimesi, "sicili temiz ve liyakati yüksek olanın" iradesini gasp etmek için kurgulanmış birer tuzaktır. Eğer bir kişi mesela liseden sonra ÖSYM sınav dereceleriyle, akademik unvanlarıyla, üstün kaliteli bilimsel eserleri ve temiz bir adli sicille başarısını tescillemişse, onun özgeçmişini haset psikologların yaptığı gibi çöpe atmak, ona "kişilik bozukluğu" yaftası vurmak, bilimi değil, şarlatanlığı kullanmaktır. Bu psikologlarca iddia edilen metin, tıbbi bir gerçeklik değil, bağımsız değerli bilimcilere, zekalara karşı yürütülen bir " suikast" kılavuzudur. Bu şarlatan kılavuz ile vesayet davaları kurgu ile değerli bilimcilere işkenceler organize etmektedir.
Özetle:
Psikologların bu cümleleri; liyakatli insanları, onların kendi başarıları ve özsaygıları üzerinden vurmak için kurgulanmış bir "dil oyunudur."Psikologlar kendi vasat aşağı düzeylerine başarılı insanları indirmeye her türlü kötülükle, iftira ile uğraşır.
Kişinin diploması, eğitimi, eserleri, başarılı biyografisi tescilli varken; "kişilik" derler.
Kişinin başarısı varken; "grandiyöz" derler.
Kişinin disiplini varken; "obsesyon" derler.
Kişinin haklı direnci varken; "paranoya" derler.
Bu psikoloji alanı çalışanların cümleler, bilimsel birer teşhis değil, bağımsız zekaları ve iradeleri kötü niyetli hakimlerle el ele vesayet altına almak için uydurulmuş şarlatanlık sloganlarıdır. Adli sicili temiz, bir hayat bilimsel birikimli bir insan için, bu cümlelerin tamamı yok hükmündedir.
Bir psikolog üstelik iftira attığı konularda üniversite eğitim almış biri değildir. Mesela günlük zamanlama, uyku zamanlama, aktiveteler artık yapay-zekalı bilgisayarlı alarmlı uygulamalar ile ayarlanmaktadır. Bilgisayar bilimci bu uygulamaları başarı ile kullanır, bu o kişinin hayat başarısına yardım eder. Günlük aktivite üstünde nasıl düzenleme yapılır diye ahkam kesmek psikoloji okullarının eğitim müfredatında yokken, bu alanda yalanlar iftiralar atan psikologlar cezalandırılmalıdır.
Psikologlar, dış görünümü insan, beyinleri vasat veya vasat altı hayvan, beyinsizdir, onlara günlük aktivite bilgisayar programı yazıyorum, uygulamam hakemli mükemmel not alıyor diyen bir bilimciye sen günlük aktivite yapamazsın iftira atmışlardır, hatta adli-sicili temiz insanı kumpas, mesela alarmsız, yaşam standardını yok ettikleri ortamlara zorla koymuşlardır (Şarlatan vesayet davası hakimleri adli-sicili temiz birine anayasaya aykırı hükümle zorla gözlemli yatış karar çıkartmış, polisleri bu şarlatanlığına alet etmiştir). Psikologlar ve vesayet davaları el ele çağın en büyük devlet içi hırsızlık çeteleridir, iftira kumpas, iftira kurgu ve o tuzak ortama hukuku kötüye kullanıp zorla koyma devlet içi çetelerdir.
Dünyanın en büyük baş belalarından biri şarlatan psikologlardır. İdeal psikoloji bilimi ile tüm dünya uygulamadaki bu şarlatan psikoloji alanı arasında kapatılamayacak ara vardır. Gerekirse tüm psikologların/psikiyatristlerin vesayet dava raporları insana asılsız hakaretten iptal edilmelidir.
TÜRKİYE NÖRO-ŞARLATANLIK VE FİZİKSEL BÜTÜNLÜĞÜN İHLALİ
Konu: Şarlatan psikologlar, gaspçı vesayet hakimleri ile el ele nörolojik müdahalelerin İdeolojik Araç Olarak Suistimali
I. Tanım: Bilim Görünümlü İşkence
Nöro-şarlatanlık; nörobilimsel veriyi veya tedavi protokollerini, bilimsel gereklilikten koparıp değerli haset ettikleri bireyi hizaya getirme aracı olarak kullanan bir şiddet sistemidir. Bu sistem, koruma ve "tedavi" etiketi altında kişinin biyolojik ve fiziksel bütünlüğüne doğrudan saldırır, işkence eder, denek gibi kullanır.
II. Yöntem: Sahte Teşhisten Fiziksel Hasara
Bu yapının işleyişi iki aşamalı bir "canilik" üzerine kuruludur:
Rapor Kurgusu: Kişinin liyakatini, analitik zekasını ve sistemik sorgulamasını "patoloji" olarak tanımlayan sahte teşhisler üretilir.
Fiziksel Müdahale: Kurgulanan bu teşhisler, EKT gibi prosedürlerin zorla uygulanması veya fiziksel hasar verici yöntemlerin kullanımı için birer "hukuki kalkan" olarak kullanılır. Bu, bilimin değil, işkencenin tıbbi kılıfıdır. Bir örneği bizzat yıllar önce bir gencin Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanede beynine işkence, EKT ile imhasıdır
III. Literatürün İstismarı
Literatür; MRI, EEG veya benzeri tetkiklerin "kişilik" veya "davranış" üzerinde kesin bir nedensellik kuramayacağını, bu verilerin tanı için tek başına yeterli olmadığını açıkça beyan eder. Nöro-şarlatanlar, bu bilimsel şüpheyi kasten yok sayar. Onlar için bilimsel gerçeklik değil, fiziksel hasar vererek iradeyi kırmak ve "itaat ettirmek" esastır. Türkiye devletg hastanelerinde Nöroloji şarlatan psikologların iftiraları üstünde şekillenir. Psikoloji alanın şarlatyanlık olduğu bir teşhisde, nörologlar ve psikiyatristler onların oyuncağı şarlatandır.
Nörologlar normal insan fizyoloji biyofiziğini, biyokimyasını bilmeden şarlatan psikologların ardına düşmekten suçludur. Ben hep söylerim, psikologlar, psikiyatristler, nörologlar bok olsa, o tedavileri ile kendilerini tedavi edip liseden sonra ÖSYM sınavda vasattan farklı super başarılıya yükselirlerdi. Tek bir ilaç liseden sonra ÖSYM sınavda bilişsel sorulu sınav puanı artıramıyor. Yani beyin ilgili çalışmalar endokrinoloji gibi bir alanın çok gerisindedir. Pek tabii ilerde beyin ilgili daha ileri bilgi olacaktır. Ancak bilmediklerini bilmeyenler, kontrol gurup nedir bilmeyen insanlar ilaç satışını artırmak için hastalık tanımı uydurmamalıdır. Mesele belkide başlangıçta vasat olanların yaşlanınca vasatın altına düşmesidir. Yani genç super insanlar yaşlansa yine bilişsel olarak vasatın üstüdür. Belki gençken vasat normallik yanlış olandır. Doğru olan gençken süper olup yaşlılığın etkilerinden o super beyinle korunmaktır.
Çok demans denilen hastanın aslında beden kas kuvvetinden düşüp zengin olup yardımcı tutamadıklarından hayat düzenleri bozuktur. Bedeni genç olmayan birinin yaşlanınca emeklilik maaşı az olduğundan, işlerini tam yapamayacağı kesindir. Bu onların demans olmaları değil, gençken az ücrere ok deyip, yaşlılık paralarının, birikiminin az olmasıdır. Ekonomik durumu iyi bir yaşlı ile aynı beyne sahip fakir birinin hayatı karşılaştıralamaz. Veya fakir olmak, gençken az maaşla çalışmak da onların demans değil fakir olduğunu gösterir. Bu ayrım yapılmazsa, gerçek bilim gözden kaçar, genetik alzheimer doğru tanınmaz herkese demans iftira atılırsa kaliteli bir ilaç ekonomik durumu değişmeyeceğinden başarısız algılanabilir. Bu mantığı ise liseden sonra geri zekaları ÖSYM vasatlıkları ile tescilli psikolji teşhisleri ve onların şakşakcısı nörolog, psikiyatristler yapamaz. Teşhisleri şarlatanlıksa, iatrojenik bir demans hali ise, protein birikiminden doğal oluşan genetik alzeimer hastalık değilse, onu doğru ilaca bağlamak ve ilacı sınamak mümkün değildir. İatrojenik hastaların yaratılması ayrıca gerçek tedavilerin başarısız istatistiklerine nedendir. Türkiyede Nöroloji, Psikiyatri psikologlar yüzbinlerce insana iatrojenik beyin hasarı yapmış canilerdir. Teşhis diye şarlatanların iftiraları ile oluşan insanlar var sadece.
Şarlatan psikologların kişilik bakmaları kadar komik bir durum yoktur, bir bilim insanı, adli sicili temiz, dünya başarılı bilim üretmiş, yine kognitif dediğimiz bilimsel kurs üniversite başarıyor, bu insana onlar biyografin, özgeçmişin kişilik değil diyen psikologlar canidir, şarlatandır, anarşisttir; onlara diploma veren psikoloji üniversite ve fakülteleri anarşist yuvasıdır. Devlet hastanelerinin şarlatan psikologları değerli bilimcilerin üstünlüklerine haset edip kendileri onların kaliştesine çıkamayınca, onlara her türlü saldıran devlet içi eşkiya çeteleridir.
Kişilik i 12 adet burç falı olmaya zorlayan, kehanetleri gerçek başarılı biyografi, eğitim, diplomaya üstün diyen psikologlar şarlatandır, devlet hastanelerinde çalışan tüm psikologlara soruşturma açılmalıdır. Değerli bilimcilerin değerli eserleri, diplomalarına üstün başarılarına bu hiçtir iftira atıp, senin kişliğin bilinmyor diyen rapor veren psikolog ve psikiyatristlere, iftira suçundan savcılıkça soruşturma açılmalıdır. Kişilik kelimelerini şarlatan psikoloji alanında iftiraya kullanan bu şarlatan, cani iftira anrşistleri devlet hastanelerinden men edilmelidir. Vesayet Davaları gerçek biyografi, gerçek diplomalı, adli sicili temiz insanları bu şarlatan devlet hastanesi psikoloji çalışanlara sevkten ceza almalıdır. Kişilik bilimsel eserlerdir, biyografidir. Kendileri sahte diploma ile dünyayı kandıranlar psikologların şarlatanlıklarına kalmışsa, o düzen hukuksuzdur.
Türkiyede ise beyin faaliyetini işkence ile iatrojenik olarak bizzat bu beyaz önlüklü gurup devlet hastanelerinde punitive psychiatry ile yaptıklarından, Türkiyede demans araştırma yapmak bile salakçadır. İatrojenik sekelli beyinler doğal alzheimer değildir, beyaz önlüklüler onları işkence ile o hale getirmiştir, onalrın beyninde biriken alzheimer protein değil, işkence sekelidir ve sadece sahtekar nörolog psikiyatrist psikologların kötürüm yaptığı hastalardır. O insanlarda ilaç ne yaptı bakmak bilim değildir.
IV. İhtar ve Gerçeklik
Bilimsel Sınır: Nörolojik verilerin "kişilik bozukluğu" kanıtı olarak sunulması, bilimsel bir fetişizm ve sahtekarlıktır.
İnsan Hakları İhlali: Tıbbi bir endikasyon olmaksızın, psikolog ve psikiyatristlerle el ele kişiyi "bozukluk" etiketiyle damgalayıp fiziksel hasar veren her eylem, bir tıbbi uygulama değil; sistemli bir saldırıdır, işkence, punitive psychiatry dir.
Direnç: Tescilli liyakat ve analitik zeka, sistemin bu sahte heyet raporlarla inşa ettiği "yalan kurgusunu" yerle bir eder. Fiziksel hasar vererek iradeyi kırmaya çalışmak, sistemin o raporlarının ne kadar içi boş ve korku dolu olduğunun en somut kanıtıdır.
Sonuç: Bilim, beyne hasar verip neredeyse bitkisel hayatta bir bedene diz çöktürmek için değil, hakikati aramak içindir. İnsan bedenine fiziksel zarar verme amacı taşıyan hiçbir "nöro-müdahale", tıbbi meşruiyet taşıyamaz. Bu tetkik veya tedavi adı altında işkenceler Türkiye devlet hastanelerin karanlık yüzüdür. Türkiyede seri katillere değil, değerli bilim insanlarına bu işkenceler organize edilir. Bu, suçtur. Ki teşhis ve tedavi adı altında hile ve sahtekarlık hukuk değildir.
En önemlisi, adli sicil vardır veya yoktur. Adli-tıp kehanette bulunup bu kişinin yakında adli-sicili bozuk olacak diyemez, kehanette bulunamaz. Istanbul adl-tıp kuruımıu kendi takip ettiği adli-sicil temiz veriyi atıp, şarlatanlıklarla kehanetlerde iftirada buılunması klabul edilemez. Istanbul adlitıp-kurumu onca seri katillerle, faili meçhul cinayetlerle uğraşması gerekirken, dava boyunca dahi, başarılarını devam ettiren, bir ömür başarı birikimli değerli bilimli inanlarını kıskanıp onlara iftiralar uydurmuştur.
Hatta kendi dünyada adı sanı olmayan, i,ftira heyet rapor düzenlemekten başaka özelliği olmamasına rağmen, vasat biri olmasına rağmen, sen niye dünyada önemli cumhurbaşkanı olmadın, sen eksiksin, demeye gelen şarlatan ifadeler bile uyduran beyinsiz insanlar adli-tıp kurumunu iftira yeri hale getirmiştir. Kendisi neden olmadı sorması gereken soruları şarlatanca iftira heyet raporlarına alet etmiştir.
Ayrıca mesela psikologlar, asla o kendilerinin liseden sonra kazanamadıkları, halusinasyon gördükleri ösym sınavı nasıldı, bir problemi çözecek düşünce akışları üstün, düşünceleri üstün, üstün zeka olduklarını, hangi üniversite diplomaları var, dünya başarısı nedir gibi kendilerinin aşağılıklarını ortaya dökecek tüm değerli özellikleri, üniversite hocalarının onlara öğrettikleri gibi asla bakmazlar, çöpe atarlar. Psikologlar düşünme yetersizlikleri, düşğnce akışlarında doğruyu seçme yetersizliklerini liseden sonra ösymd tescilli belgeleyn geri zekalardır, ama buna rağmen şarlatyanlıkları ile üstün düşünmenin şart olduğu değerli bilimcilere saldırırlar. Dünyanın, gerçek bilimin en büyük belalarından biri şarlatan psikologlardır. Gerçek bilim nedir sormazlar. Nedeni kendilerinin halusinasyonları, matematik kurallarını değişen psikozları ortaya çıkacaktır. Psikoloji alanı devlet çalışanları kendi geri zekalarını gizlemek için değerli insanların değerli özelliklerinin belgelerini çöpe atıp, büyücüler gibi, eski şarlatan dini kötüye kullanan din adamları gibi karalama yaparlar. Onlar için biyografiler, gerçek diplomalar çöptür, dünya başarılı bilim eserleri çöptür. Ve yüzlerce yıldır maalesef kötü şarlatan din adamları bile toplumda yakalanmasına rağmen, psikoloji alanı şarlatan çalışanları yakalanamamış, bu karalama düzenlerini devam ettirmişlerdir. Psikologların hepsi Tıp Fakülte okumak isteyip asla Tıp Doktoru ünvanı almadıklarından, en çok kıskandıkları bok attıkları guruplardan biri budur. Soru çalıntılı TUS uzmanları ile anlaşmalarının nedeni onlarında liseden sonraki ÖSYM değil, soru çalıntılı psikiyatri tus uzmanlığı taraf olmalarıdır.
Psikoloji alanı, resim alanları ideal olarak değerlidir. Ama böyle kıskanç bilim düşmanı psikoloji çalışanlarını engellemek için gerekirse psikoloji alanı tümden yasaklanmalıdır. Veya bu alan 12 adet burç konuşanlar kadar bilimden uzaktır bilinmelidir.
Psikologlar bilimsel olamadıkları için uyduruk tanımlar yaparlar. Diyabet hastalığındaki, mesela kan şekeri gibi kantitatif tanımlanması mümkün olan tanımları yapamayınca, kehanetler, kıçlarından limitler, kavramlar uyduran şarlatanlardır. Bir insanın kan şekerinin aç veya tok değeri vardır, aylarca HbA1c değeri gibi kronik kantitatif değerler vardır. Şu yıl daha hasta, şu yıl daha iyi denilebilir kan şeker tetkikle.
Mesela araba kullanırken otoyol için 130 km/sa hızda giderken 2 araba arası en az 50 metre veya daha fazla mesafe bırakmalıdır. Bunu ihlal bir tür psikozdur. Kültür, sosyallik işte böyle tanımlı olabilir. Hatta bunu ölçen testler vardır, ve onlara bazıları bunlar psikoloji alanı diyebilir. Ama mesela sadece bir kuralı cımbızla çekilip bakmak değil, bütünü kantitatif değerlenir. Psikologlar o testler bok değildir deyip kendi kıçlarından iftiraları ile masum insanların paralarını vesayet dava ile gasp ettirirler.
Psikologlar tamamı ile eski şarlatan din adamlarının yöntemleri ile asalak iftira ile maaş alan yaratıklardır. Türkiyede psikoloji çalışanları o eski şarlatan dogmacı din adamlarının kılık değişmiş, ad değişmişidir ve artık çetelerinde soru çalıntılı TUS psikiyatri uzmanlarınıda almış, fiziki iatrojenik işkencelerini vesayet davası şarlatan hukukçu hakimleri ile daha kolay organize etmektedirler.
Psikologlar şarlatandır, insan kılığında hayvanlardır. Özelde belki kaliteli, abartısız çalışan psikologlar vardır, ancak onlar açlıktan ağızları koksa bile, para ile bile adli-tıp kurullara karşı imzalarını koyup, masum insanlara atılan iftira ile savaşmazlar, susturulmuşlardır.
Yine psikoalitik teoriyi kullansalarda, aslında bu teorinin bilimselliğinin dayanağını olmadığını birçok psikolog ifade etsede, şarlatan psikologlar vesayet davalarında kendilerinin bile henüz bilimsel kabul etmedikleri tanımlar raporlarla para gaspı yaptırırlar, bu cezalandırılması gereken ağır suçtur, mesleklerini kötüye kullanmalarıdır.
Örneğin 12 çeşit burç kehaneti yapmak suç değildir, hatta türkçeyi masalımsı kullanma fırsatı verir, ama burç kehanetle birinin parasını hukuku kötüye kullanıp gasp etmek ağır suçtur. Psikoloji bu şarlatanlıkları kapatan örtü olmamalıdır. Bir avuç devlette çalışan cani şarlatan psikolog binlerce masum insanın mirasını vesayet dava üstünden gasp için bitmeyen iftira raporlar üretmeyi terk etmelidir.
Bunların değerli bilim insanlarını, çift anadal diplomalı eğitimli insanları koruyan tanımları var olmadığı sürece, psikoloji alanı ve psikologlar değerli bilim insanlarının en büyük düşmanıdır, düşmanı kalacaktır. 2026 yılı itibarı ile tüm psikoloji tanımlar üstün zekalı, değerli bilim insanlarına karşı kumpas iftira yapmayı kolaylaştıran, onların değerine kör kalacak kumpas ortamıdır.
Şarlatan psikologlar bir düşünmenin kantitatif boyutunu idrak edecek zekadan yoksun eski dogmatik şarlatan dincilerin adı değişmişidir.
Bilimsel düşünme yöntemlerde, kantitatif (nicel) ve istatistiksel temeller ile şarlatan psikologların öznel/dogmatik yaklaşımlar arasındaki temel ayrım açıktır. Mesela psikologlar herhangi dünya düzey üstün başarılıbir bilim insanın bir probleme yaklaşım düşüncesini idrak edecek zekada değillerdir ve genellemeyi kendileri yapıp, sonra değerli insanlara aa genelleme yaptı iftira atarlar. Onlar insan kılıklı hayvanlardır. Bunlar idrak edemedikleri, kantitatif olan istat, istatistiksel kategorileşen düşünce sistemlerine hayvan gibi havlarlar, anlamazlar.
İstatistiğin Üstünlüğü: Modern dünyada düşünce süreçlerinin veya davranışların analizi, ancak büyük veri setleri, anlamlı sapma payları ve istatistiksel modelleme ile yapılabilir. İstatistiği bilmeyen veya anlamayan bir yapının, bilimsel veriye dayalı çalışan çift anadal diplomalı bir bilim insanına bu tür "yetersiz tanımlar" dayatması, psikoloji alanındaki yöntemsel bir çöküştür.
Bilimsel Liyakatin Gaspı: "Felaketleştirme" veya "hep ya da hiç düşüncesi" gibi hiçbir ölçüm birimi olmayan etiketler, aslında gerçek bilim insanının istatistiksel başarılarını, klinik tecrübelerini ve tescilli otoritesini değersizleştirmek için kullanılan birer "vesayet aracıdır. Kantitatif ölçümler hep ya da hiç düşüncesi veya karşıtını istatistiksel verir.
Eğitim ve İftira: İstatistiksel metodolojiyi bilmeyen, kantitatif düşünme yetisinden yoksun psikoloji alanı çalışanların, utanmadan düşğnme nedir nasıl olmalıdır diye ahkam kesmesi, bilim insanına bu aşağıdaki suçlamalarla iftira atması, bilimin yöntemine değil, bir iftira kumpasına dayalıdır. Bu tutum, istatistiksel kantitatif bilimin nesnelliğine saldırırken, kendi uydurma öznel dogmalarını dayatan bir "hukuksuzluk" yaratmaktadır.
Para ve Vesayet Gaspı: Bilimsel bir karşılığı olmayan bu suçlamaların dava ve benzeri yollarla "para gaspı" veya "vesayet" kurmak için kullanılması, bu yapıların bilimle hiçbir ilgisi olmadığının, tam aksine bilimin saygınlığını kullanarak bir çıkar düzeni oluşturduklarının en açık kanıtıdır.
Gerçek bilim insanı, kantitatif sonuca, istatistiğin mutlak doğruluğuna ve tescilli liyakate sadıktır. İstatistiği, matematik nicaliği anlamayan, dogmatik ve "çağdışı" tanımlarla vesayet kurmaya çalışan bu tür psikoloji alanı yapılar, bilimsel metodolojinin koruyucu kalkanına çarparak işlevsiz kalmaya mahkumdur. Gerçek, istatistiksel veridedir, nicelik önemsemededir; dogmaların iftiralarında değil.
Aşağıda bir psikolog un iddiaları var, yukarıda ise bu aşağıdaki iddialar değil, nicelikli ayrıntı önemli diyen, düşünce nitelik ve nicelik aynı anda gerektirir diyen yaklaşım var.
Psikologların Keyfi Eleştirdiği Bilişsel Çarpıtmalar
Olumluyu Geçersiz Kılma (Disqualifying the Positive) – Bir durumun yalnızca olumsuz yönlerini fark edip olumlu olanları görmezden gelmek.
Felaketleştirme (Catastrophic thinking) – Her zaman en kötü olası sonucu beklemek.
“Her zaman” veya “asla” gibi mutlak ifadelerle düşünmek.
Büyütme ve Küçültme (Magnification and Minimization) – Olayların önemini abartmak veya küçümsemek; örneğin, başarıları önemsiz görmek ya da hataları aşırı önemli saymak.
Psikoloji fakülteleri ayrıca dünyada veya Türkiye de kültür ve normal nedir diye, mesela moda, din, saç bakımı, insan fizyolojisi, anatomisi, acil belirtiler, genel tıbbi hastalık belirtileri gibi dersleri okumazlar. Ancak kendileri gibi şarlatan hocaları onlara sen psikologsun, bu okul şarlatan olduğundan herşey keyfidir, sen asla okumadığın normal ve kültür denen bilgiyi büyücülükle öğrendin deyip onlara yetki vermişlerdir. Türkiye standartlarında üstelik liseden sonra ÖSYM sınavda mesela bir 1000 kelimelik yazıyı bile vasat veya vasatın altında ancak anlayan bu geri zekaları tescilli psikologlar nereden, kıçlarına mı sokularak o ahkam kestikleri normal ve kültürel değerleri biliyor? Bu yetki onlara eski şarlatan dincilere geldiği gibi büyü ile mi geldi. Bu psikoloji alanı okulları büyücü mü yetiştiriyor. Geri zekası liseden sonra ÖSYM de tescilli bu şarlatan psikologlar gökten inme neden herşeyi garanti bilebiliyor, o halde üniversitede müfredat neden var. Geri zakalı olmaları nedeni ile mi bunlara şarlatanlık yetkileri psikoloji, tüm kültür ve normal değerler üniversitelerde veriliyor.
Bunların hiçbiri ayrıca Tıp Fakültesi müfredatına giren istatistik, biyokimya gibi dersleri de okumuyorlar ve liseden sonra beyinleri geri zeka çıktığından bu dersleri okutan Tıp Fakültelere alınmamışlar. Ağızlarından çıkanı kulağı duymayan, üniversite müfredatları o yaptıklarına, mesela bu normal diyecek yetki verecek sınav ve bilgi içermeyen bu şarlatanlar daha ne kadar iftiralar ile değerli insanların mirasını parasını gaspçı vesayet hakimleri ile el ele gasp edecekler. Dünya nasıl olurda psikologların bu yetki aşan iftiralarını on yıllardır yakalayamaz. Dünyada hukuk bilim bu şarlatanların değerli insanlara iftira ve zulmunu engelleyecek gerçek hukuk yokmudur. Şarlatan vesayet davaları ile el ele gasp organize eden bu devlet psikoloji alanı çalışanları cezalandıracak hukuk yok mudur.
Psikoloji çalışanları ayrıca bir bilim insanı 3 yaşında biri değil idrakten yoksundur, 60 yaşında bilimcinin biyografik kişilik bilim dosyasını inceleyecek eğitim ve zekaya sahip olmayan psikologun zaten bir kişye ayırdığı sürede olumlu, olumsuz karar vermsine, o kişin,n biyografik kişiliğini okumasına imkan yoktur. Vesayet davası hakimlerinin koskoca bir bilimcinin çift anadal diplomasını, indeksli bilim başarısını çöpe atması suçtur. Bu vesayet hakimi değerli insana iftiradan hapise atılmalı iftira atmaktan ceza almalıdır. Özellikle başarılı bilimcilerin mesela bir doçentlik, profesörlük dosyasını incelem 3 yaşında bir çocuk kişiliğini incelemkten daha çok beşge içerir. O biyografiye vakit harcamamak için değerli bilim insanlarının biyografik kişiliklerine kör kalmak, okumamak vesayet davasında ağır suç olmalıdır. Kendi bok olmayan insanların, örneğin bir dünya düzey ödüle aday eseri bile olmayan şarlatan istanbul adli-tıp kurul üyelerının değerli bilimciye, onun biyografisine asalaklıkla, şuyun buyun utanmadan sormaları kendi kıskançlıklarıdır, şarlatanlıklarıdır.
Ayrıca Türkiye deki psikologlar ne boktur ki dünyada başarılı bir bilimciyi alıp dünyada bok olmayan soru-çalıntılı TUS sınavı ile sağlık bakanı uzmanı olmıuş bir psikiyatri uzmanla, bürokratik mafya uzman ile karşılaştıracak. Ne boktur soru çalıntılı TUS sınavla bir uzman olmuş sağlık bakanlığı psikiyatri uzmanı. Ne boktur, ne bilim orijinal katkısı vardır? Bu TUS uzmanbları dünya bilimini çalmaya şaibeli TUS sınavını yarattırmışlardır.
Mesela Türkiyede liseden sonraki Tıp Fakülte Tıp Doktoru diploma dünyada geçerlidir, ama bu şaibeli, bilimsel bile olamayan TUS sınavlı uzmanlıklar Amerika gibi ileri ülkelerde geçersizdir. İstanbul Adli-Tıp-Kurumu 4 üncü ihtisas dairesi kurul başkanı kısa boylu o erkek uzman kendini ne bok sanıyor da, karşısındaki dünyaca başarılı en zor alanda orijinal bilimi tescilli bilimciye dil uzatıyor, iftira atıyor, hakaret ediyor. Ne boktur, neye dayanarak kendini bok sanıyor.
Türkiye sağlık bakanlığı TUS sınavı 1986 yılından sonra şaibelidir, özellikle Cildiye ve Psikiyatri alanlarında TUS uzmanları TUS sorularını bürokratik mafya ile elde edip o kadroya haksız atanmıştır. O soruların açıklamalı, mekanizması ortada kaynakları bile ellerinde yoktur, soru cevap çalıp TUS kazanmışlardır.
24.06.2026 tarihinde, Istanbul Adli-Tıp-Kurumu 4 üncü gözlem ihtisas kurulu başkanı olan şahıs, gerçek bilimcileri, kendinden dünya standartlarda daha üstün, adli sicili temiz bilimcileri kıskanan, onları zorla evinden aldırıp anayasaya aykırı adli-tıp-kurumda gözlemde tutup soğuk işkence yaptıran, iftiralar atan mesleğini kötüye kullanan biridir.
Türkiye sağlık bakanlığı TUS uzmanlığı tezlerinin içinde intihal olmayan neredeyse yoktur, yada bilimsel indekslere girecek düzeyleri yoktur, yada sağlam insanlara hayvan denek muamele ile bazı ilaçları sahtecilikle uygulayan çalışma yapmışlardır. Bundan utanacak yerde, bilimsel orijinallikte kalitelerinden utanacak yerde; dünya düzey başarılı orijinal bilimsel çalışma yapmış insanlara bu tür tezler, bilimin önemi yok dayatan, sus anlatma diye bilime hakaret eden, adli-tıp-psikiyatri uzmanları şarlatandır. Türkiye sağlık bakanlığı tus uzmanlık belgesi dünyada ne boktur ki bu şarlatan adli-tıp-kurumu 4 üncü gözlem dairesi kurul psikiyatristi değerli insanlara iftira atıyor, işkence ettiriyor. Türkiye TUS sınavı soruları özellikle 1986 yılı sonrası Dermatoloji, Göz, Psikiyatri alanlarda bürükratik mafya ile çalıntılı soruludur, utanmadan TUS ile birde gerçek orijinal bilim yapmış insanlara sataşan bu psikiyatristler bilime hakaretten, neyin değerli olduğuna hakaret ettiklerinden cezalandırılmalıdır.
Bu adli-tıp-kurul karşısındaki bilim insanına değil onun temsil ettiği gerçek orijinal bilime hakaret ettiği için cezalandırılmalıdır.
Adli-Tıp-Kurumum kurul üyelerinin tavrı komiktir. Mesela ''küfretmeyin ulan ananızı bilmem ne yaparım'' kendine tezat komedi cümlesi gibi, her konuştukları kendilerinin söylediği kurala karşı olan dayatmalarla pusu, kumpas konuşup, sonra karşısındaki susturan, sonra iftiralarına iş deyip maaş alan insanlardır.
Bu kurul üyelerinin eğitimlerine baktığınızda tek bir tanesi bile, toplumda normal nedir, normal ne değildir, kültür nedir, kültür ne değildir, sosyallik nedir, ne değidir, bir insan bir gününü nasıl harcar, aylarını harcar, günlük aktivite nasıl dağıtılır, bu konularda tek bir eğitim almamışlardır. Okudukları okullarda bu müfredat değildir. Nasıl olurda okumadıkları, sınava girmedikleri, diploma almadıkları alanda şarlatan psikologlar, psikiyatristler sayfalarca rapor yazarlar, yalan iftira üretip vesayet davası hakimlerini kandırırlar. Nasıl olurda şarlatan vesayet davası hakimleri psikoloji alanı şarlatanlıktır, o insanlar bir insanın hayattaki bilimsel amacı ne olmalıdır, o amaca yönelik günlük aktivite ne olmalıdır eğitimi almamışlar, bilmiyor.
Ayrıca psikologlar bok olsalar liseden sonra ÖSYM sınavda nasıl başarılı olupda tıp fakültesi kazanırlar zeka ve bilgileri, günlük aktivite, ders planlama çalışmaları olurdu, dünya ile o tür bilgi alışverişleri olurdu, dünya düzey kaliteli orijinal bilim yapma nasıl olur, o bok dolu kafaları alırdı. Başarılı bir bilimci bu vasat veya geri zekalara mı benzeyecek.
Ayrıca adli-normal anayasa ve hukukla belirlenir, ona uyumsuzluk adalet bakanlığı adli-sicille belirlenir, kehanet büyücülükle değil. Buna rağmen bu adli kurulların tek yaptığı, normali kendilerinin kıçlarından, büyücülükle bildiklerini iddia edip, hiçbir sınav sertifika olmadan toplum normali bildiklerini, mesela giyim, makyaj, moda, ses kullanma, berber sitili, edebiyat, politika, din, sanat, tüm bunları bildiklerini, sınavına girdiklerini yalanı atıp dünyayı kandıran, kendilerinin bile uymadığı normlara uyulmadı iftira atan dolandırıcılardır. Bir insan adli sicili temizse, yani en gerekli normali yarım asır yapmışsa, üç yaşında bir çocuk değilse, adli psikiyatri açıdan normaldir, işte bu adli-sicil temizdir, belge onların evet-hayır okuyacakları belgedir. Ama bu tek belgeyi okuyup iftira atamayınca, kendi alanları dışı alanda ahkam kesip,büyücülükle kehanetlerde bulunup, yalan iftira uydurup rapor doldurarak maaş alırlar. Geleceği tahmin diye bir ders okumadıkları halde, ayrıca kehanet büyücülük diye bir alan uydurup, kehanet uydururlar.
Türkiyenin kadın katilleri dururken, onları kehanet edemeyen şarlatanlıkları ile, haset ettikleri değerli dünya standardı kalitesinde bir bilimciye sataşmak, iftira atmakla maaş alırlar. Nedeni öyle değerli bir bilimcinin parlak biyografisinden duydukları aşağılık duygusu öyle büyüktürki, oracıkta öldürmeselerde, on her tür zararı organize ederler. Bunlar o bilimci nezdinde bilime düşmandırlar. Adli-Tıp kurul üyeleri, karşısındaki o değerli bilimcinin üstün vasıflarına sahip olamadıklarının ezikliğinin saldırganlığı ile en iftira raporlarla değerli bilimcileri, gerçek bilimi sabote etmeye çalışırlar.
Hatta şaibeli TUS sınavlı kadroya adli-tıp-kurulcu kendi girmediyse o sınav önemsizdir beyan ederken, kendi almadığı bir ödül, hatta o ödüle aday olacak tek eseri bile olmayan bilimsel seviyesiz iken, bok değilken; karşısındakine asalaklıkla, dünyada değersiz TUS dan çok daha önemli bilimsel eserleri olan, biyografisi olan insana saldırıp mirasını gasp ettirecek vesayet mahkeme rapor uydururlar.
Ayrıca bir insanın elbiselerine, ayakkabısına, terliğine, ceketine el koyup, ona uniforma türü çirkin elbise giydiren adli-tıp-kurumunda, diğer kurul, kendi kurumunun diğer bölümde zorunlu giydirdiği üniformaya bu ne biçim giysi demiştir. Bu işkencenin ta kendisidir. Bu olayın Türkiyede hem de adli-tıp-kurumda olduğuna inanmayanlar olabilir, nedeni bu işkenceleri yazmaya kimsenin cesareti yoktur.
Mesela tıpta bir sağlık uzmanı, elini kolunu bağladıktan sonra, elini kaldırmayan kişiye, hastadır kolunu kaldırmadı/kaldıramıyor, derse bu görevi kötüye kullanma, sahteciliktir, iftiradır, kumpastır, kurgudur. Nedeni o hastanın elini kaldıracağı durumu kendi sabote etmiştir. Adli-Tıp kurumu gözlem ihtisas dairesi kişinin doğal halini değil benzeri işkence altında halini, yani sabote ederek getirdiği halini özgür hali idi diye iftiralarla raporlamaktadır. Istanbul Adli-Tıp-Kurumu gözlem ihtisas dairesi heyet kurulu kumpas, tuzak iftiraların yeridir.
Ayrıca şarlatan adli-tıp-kurul üyeleri, karşısındaki susturunca, o kişi kendisinin konuşmasının videoda kayıtlı ve üniversitede hakemlerce mükemmel bulunduğunu söylemiş,ama kurul üyeleri lafları kişinin ağzına tıkıp o videodaki konuşma benim kalitem diyen, veya beni siz susturdunuz diyen bilimciye iftira atmışlardır. Nedeni çok mükemmel konuşan, konuşmayı kuralları referansları ile bilimsel yapan bilimciyi kıskanmışlardır, lafını bölmüş, sabote etmişlerdir. Bilimcinin konuşması referanslarla iledir, yazılı metini orijinal hazırlayan kendisidir, ve referanslı konuşma dünya psikoloji derneğinde esas alınır. Proje yazan, planlayan gerçekleştiren bu insana şarlatan kıskanç adli-tıp kurumu iftira atmaya doymamıştır. Yani daha iddia ettikleri alanda dahi bilgisiz, geri zekalı bu adli-tıp-kurul üyeleri kıskançlıklarını bir türlü dindirememişlerdir. Konuşturmayıp, kendileri susturup konuşmasına bile iftira atmış şarlatan, kıskanç adli-tıp kurul üyeleri. Bu olayların hemde istanbul adli-tıp-kurumu gibi en ideal olması gereken bir kurumda olması inaılır değildir, biliyorum, ancak maalesef vahim bir durumdur ve bu hukuk adı altında hukuksuzluk 22-24 Haziran 2026 da, bizzat İstanbul Adli Tıp Kurum da olan işkence, kötü muamele, mesleği kötüye kullanma, raporda iftira gibi suçlardır.
Belki İstanbul adli-tıp-kurumun diğer mesela laboratuvar ilgili bölümü akreditedir, ancak İstanbul Adli Tıp Kurumun psikoloji, psikiyatri, nöroloji, adli-psikiyatri ihtisas kurulları sadece değerli insanlara iftira atıp maaş alan şarlatandır. Nedeni sonuçta hepsi şarlatan psikoloji alanı metodlarla mevzu yapıp vesayet mahkemelerini iftira heyet raporla yanlışa yönlendiriyorlar. Özellikle Nöroloji gibi çoğunluğu TUS sorularını çalmadan uzman olan gurubun, bilimsel olacak bir dalın bu şarlatan psikolog, psikiyatristlere uyup bilimi kirletmesi yazıktır.
Istanbul adli-tıp-kurumu 4 üncü gözlem dairesi kurulu, kıskandıkları kendinden üstün bilimcilerin başarılarına erişemeyince, onları sabote edip iftiralarla nasıl kendi aşağı düzeyde raporlarlar, iftira atarlar onu organize eden akredite olmayan bir kurumdur.
Tüm bu vesayet mahkeme hakimlerin, şarlatan psikologların, psikiyatristlerin tuzakları, kurgu kumpaslarının tek amacı vardır. Değerli bilimcilere iftira dolu heyet raporu verip onları vesayet altına almak ve bu değerli bilimcilerin miraslarını, maaşlarını gasp etmek, yani devlet içi çetelerle iftiralarla vesayet altına aldıkları kişilerin parasını heba etmek, değerli bilimcilere, bilime hakaret etmek. Adli-Tıp-Kurul üyeleri değerli bilim insanlarını o kadar kıskanıyorlarki, onlara bir iftira atmak için bir ülkede saygın olması gereken adli-tıp-kurumıu gibi kurumları bile şarlatanlıklarına alet ediyorlar. Psikoloji alanı şarlatanlık olsa bile, adli-tıp-kurumundakiler onca katilin olduğu bu ülkede değerli bilim insanlarına iftira atmayabilirlerdi. Ama aksine psikoloji alanı bilimsel yetersizliğini vurgulayacaklarını, nasıl yapsalarda değerli bilim insanına iftira atsalar da, o aşağılık duygularını onun seviyesine ulaşamayacaklarına göre, ona iftiralarla nasıl yapsalar. Istanbul adli-tıp-kurumu kurul üyeleri sadece bilimci değil bilime, insanlığa vatanlarına düşmanlardır.