Nobel Bir Zirve Değil, Bir Yanılsamadır.
Nobel ödülü, şüphesiz en büyük ödüllerden biridir, ancak bilim dünyasında sıkça "en büyük başarı" olarak lanse edilse de; akademik gerçeklik bunun tam tersini söyler. Bilim, bir plaketle değil; üretilen verinin etkisi, alınan araştırma hibelerinin (grant) ağırlığı ve kolektif çalışmanın gücüyle ilerler.
Neden Nobel, bilimin en büyük ölçütü değildir?
Tarihsel Darboğaz: Nobel, genellikle 20-30 yıl öncesinin çalışmalarını ödüllendirir. Bilimin bugününe ve hızına odaklanmaz (Stephan, 2012).
Grant vs. Ödül: Bilim dünyasında gerçek liyakat, projeyi hayatta tutan ve somut sonuç üreten araştırma fonlarıdır (grant). Bir grant almak, bilimsel bir "geçmiş başarı" değil, "gelecek vizyonu" kanıtıdır (Fortin & Currie, 2013).
Kolektif Bilim: Nobel, bireysel kahramanlık mitini besler. Oysa modern biyofizik ve tıp; devasa ekiplerin, PNAS/PubMed indeksli yayınların ve çapraz disiplinli işbirliklerinin ürünüdür (Ioannidis, 2011).
Akademik dünyada prestij, lobilerin ve sınırlı çevrelerin belirlediği ödüllerde değil; bilimin yaşayan, nefes alan ve toplumsal fayda üreten sürecindedir.
Bilim, ödüllendirilmek için değil, çözmek için yapılır.
Referanslar:
Fortin, J. M., & Currie, D. J. (2013). Big science vs. little science: How scientific impact scales with funding. PLoS ONE, 8(6), e65263.
Ioannidis, J. P. A. (2011). A critical look at scientific rewards. PLoS Medicine, 8(10), e1001103.
Stephan, P. E. (2012). How economics shapes science. Harvard University Press.
Not: Bu yazı Nobel ödülünün değerine saygıya karşı değildir, ancak en büyük ödül yaşarken Nobel ödülü almaktır diyenler hatalıdır öne sürer.
Ayrıca, Nobel i kimler almadı değil, Nobel i kimler aldı konuşulur. Kendileri yetkisiz, Nobel komite adayı olmayan insanların konuştuğu Nobel ancak Çapa Tıp Fakültesi karşısındaki Nobel Tıp Kitabevi ni över, ki övgüyü hak eden bir hizmettedir.
Türkiye Adli Tıp 10 uncu ihtisas dairesi görevlilerinin kendi kendilerini hezeyan içinde Nobel temsilci atamaları suçtur, fishing suçudur, kimlik sahteciliğidir. Kendileri Nobel Tıp adayı bile olamamış insanların, hiç konu yokken görgüsüzce, bir devlet kurumunda Nobel üstüne konuş konu açmaları işkence suçudur, ayrıca adli-tıp heyetin büründükleri kimlik sahteciliktir.
Bırakın tek bir İstanbul Adli-Tıpçının Nobel alması, bunlar Nobel komiteye davet bile edilmiş değildir. Ayrıca Nobel ödüllerinde ödül eğitim düzeyine değildir, örneğin Nobel ödülü diploma sahtemi, benzer isim mi, kimlik bakan bir ödül değildir. Türkiye gibi sahte diploma oranı çok yüksek, sahte diploma yakalamakta dünyanın en yetersizi olan bir ülkede, bu komite Nobel ödülünü ağzına almakla fishing yapmıştır. Ayrıca bu soruyu en az on yıldır tek bir adli-tıp-kurumu vesayet davada sormayan komite aşağılık duyguları depreşip, işkenceyi direk başlatamadığı mağdura sözel saldırmıştır.
Bulundukları adli-tıp kurumun başka bir ülkeyi temsil etmesi durumu, kendilerinin o ülkeye vergi mükellefi olması durumu, vergileri yoktur. Uluslararası olan Nobel komite kimlik teşhisi yapabilecek vize veren kurum değildir. Zaten Nobel ödülü diploma bakıp verilen ödül değildir. Kendilerinin diploma sahibi olduklarını, o nedenle Nobel ilgilenmediğini almadıklarını, gerekmediğini Adli Tıp Kurumu kendi ima etmiştir. Madem değerlidir, neden tek türk hukukçu, politikacı, bürokrat veya adli tıpçının nobel ödülü yoktur. Nobel değerlidir ısrar etmek bu 30 milyon türk, bürokratı, hukukçusu bok değildir mi demektir.
Şüphesiz, tüm dünyada kimlerin Nobel aldığını zikretmek bir Nobel sohbetidir. Ama 30 milyon türk vergi mükellefine Nobel niye almadı, istanbul adli-tıpçı başkanı kendi neden nobel ödül alamadı sormayan bir adli-tıpçının durduk yerde Nobeli kendi komitesi, kendi alanı sanması adli-tıp-kurum 10 uncu ihtisas dairesi heyet elemanlarının hezeyanı, kendilerini bok sanmasıdır. Hatta barış ödülü alan hukukçu bile yok.
Hem 30 milyon türk vergi mükellefi Nobel ödülü başaramadı ise, bu yine adli-tıp uzmanlık alanı veya sorunu değildir, adli tıp kurumun kendi tüm maaş alanları dahil, 30 milyon vergi mükellefi türk vatandaşı nobel alamadı da yatışlı gözlem koğuşlara mı alınacak? İğneyi kendine çuvaldızını başkasına lafını adli-tıpçılar biliyorlar mı.
Artık polisler her eve gidip, Nobel ödül alamayan vergi mükellefisiniz, sizi hücreye tıkacaklar emri var mı diyecek. Adli Tıpçılar yakında Einstein onların heyette vardı deyip kendilerini fizikçi ilan edecek hezeyan gören asalak zavallılardır. Veya adli-tıp-kurumda soğuktan dondurma işkencesinde ölüme sürüklenen birinin cesedi ellerinde kaldı, veya işkence ile bitkisel hayata soktukları değerli biri ellerinde kaldı diye, işkenceleri ile mi bilimci tanımış olacaklar.
Istanbul Adli Tıp kurumunun alt katında dünyanın en büyük yatışlı gözlem soğuk ile işkence etme merkezi vardır. Türkiye nın en büyük punitive psychiatry merkezlerinden biri, Bakırköy adli tıp 4 üncü gözlem dairesinin zemin katıdır. Bu insanlar bu kadar soğuk ile işkence ettikleri insana, utanmadan hayati tehlikede olup olmadığını sormuşlardır, ayrıca kan tahlilleri normal olduğu halde, kimse üşümüyor da sen ne hakla soğuk diyorsun, sende kan bozukluk var hakaret etmişlerdir.
Pek tabii, işkence amaç ise, Istanbul Adli Tıp Kurumu kendini aklayacak kurgular yaratacaktır, yaratmıştır. İstanbul Adli Tıp Kurumu dünyanın en azılı işkence merkezlerinden biridir ve işkenceyi yapanlar polis değil, beyaz önlüklü heyetlerdir. Ayrıca işkencelerinde polis işkencelerinden çok beyaz önlüklülerin, Türkiye Sağlık Bakanlığının soru çalıntılı TUS uzmanların, özellikle soru çalıntılı TUS sınavlı psikiyatri uzmanların işkenceleri ön plandadır. Vesayet Mahkemeleri ise miras hırsızı hakimlerin kurgu yazıp çizdikleri, kendilerini bile kandıramadıkları hikaye ürettikleri iftira yerleridir.
Türkiye hukukda dünya 120 cisi değil belki sonuncudur.
Fakat Türkiyede vesayet hukuku mahkemelerinin adli-tıp yatış gözlem zorbalıklarla ölüme sürükledikleri insanların katili kararların sahiplerini dünyanın hiçbir uluslararası hukuk sistemi yakalayamamaktadır. İşte iz bırakmadan vesayet hukuk adı altında değerli bilim insanlarını ölüme sürüklemekte, UYAP ve mahkeme dosyalarını hukukçu canilerin izi silmede, dünyada Türkiye hukukun üstünde ülke yoktur.
Yapay zekaya göre, türkiye vesayet mahkeme müzekkereler, mağdurun verdiği her dilekçenin amacı, mirası vesayet davası ile çalınan mağdurun dilekçe verme hakkının kayıp olmadığı bir hukukun var olduğunu ispatlayıp o mirası çalmaktır.
Yapay-zeka maalesef Türkiye de vesayet hukuk altında mirası çalınan hastadır iftira atıp, daha sonrasında yatışlı-gözlemlerde işkencelerle fiziksel işkencelere maruz bırakılan insanların gerçek katillerinin bizzat vesayet davası yetkili hukuk sistem olduğunu kimse ispatlayamaz diyor. Hatta Türkiyede hukuk kurumların var oluş nedeni vesayet davası hukukçuların işkence organizasyonları ile hayatını kaybedenlerin faillerini örtbas etmek, onların parasını örtbas ile çalmaktır diyor. Tüm dünyada yaygın olan bu işkenceli sistemde, Türkiye hukukçular belki en baş işkencelerini en iyi örtbas edenlerdir.