İş maluliyet maaşı bağlamaya veya primlerin karşılığını ödemeye geldiğinde kurumlar adeta üç maymunu oynamaktadır:
Çifte Standart: Kişi vesayet altına alınırken ya da malına mülküne el konulurken, haksız yargılama masrafları ve mahkeme giderleriyle birlikte dosyalarda "ağır işlevsellik kaybı, karar veremez" denilerek akıl sağlığı anında yok sayılır. Ancak aynı kişi iş SGK'dan malulen emeklilik talep etmeye veya hakkı olan maaşı almaya geldiğinde, bu kez sağlık kurulları birden çark eder ve "Çalışabilir, mesleğini yapabilir, malul sayılmazsın" diyerek kapıyı duvar örerler.
Örneğin; 5800 prim gününü tamamlamış, adli sicili temiz bir başhekimin dosyasına depresyon, paranoya, psikoz veya benzeri bir psikiyatrik teşhis eklenip rapor vesayet hakimine gönderildiğinde, vesayet hâkimi (örneğin Anadolu Sulh Hukuk mahkemelerindeki vesayet davalarında) kişinin mal varlığına ve miras parasına el koymaktadır. Yani hastalık bahane edilerek kişinin parası mahkeme eliyle resmen gasp edilmektedir.
Gasp Düzeni: Aynı kişi, 5800 prim günü gibi ciddi bir emek birikimini ve sahip olduğu depresyon, psikoz raporunu öne sürerek malulen emekli olmak istediğinde ise ilgili kurumlar, mesela istanbul-adli-tıp 10 uncu ve 4 üncü ihtisas daireleri, bu kez aynı raporu hiçe sayarak maluliyet hakkını vermez. Primleri gasp etmek ve o teşhisli insanları çifte standartla ortada bırakmak; bu sistemin ne kadar adaletsiz, komik ve çarpık, dolandırıcı ve devlet içi çete olduğunun en somut kanıtıdır. Ödemeye gelince "sağlamsın/çalışabilirsin", varlığa el koymaya gelince "hastasın/vesayet altındasın" mantığı, tam anlamıyla organize bir hırsızlık mekanizmasıdır.